Gelin birlikte tanıyalım. Önder Apo’nun birçok savunmasında ve yeni manifestosunda sıkça bahsettiği bu Gılgamış kimdir? Gelin, birlikte tanıyalım.
Gılgamış hem sosyolojik hem de mitolojik bir karakterdir. “Gamış” Kürtçe’de öküz anlamına gelmektedir. Gılgamış ise öküzlerin büyüğüdür.
Şimdi öyle “öküz” dediğime bakıp gülmeyin. O dönemlerde öküz olmak da her babayiğidin harcı değil. Öküz, gücün ve kudretin temsilidir.
Bildiğiniz üzere Uruk şehrinin huzurunu, ahlakını ve adaletini sağlayan güçlü ve bereketli tanrıça İnanna vardır. Analarımızın başı sıkışınca “Ya Star” deyip çağırdıkları tanrıça işte bu İnanna’dır. Analarımız da kimi çağıracağını biliyor.
İnanna yani Star çok güçlü ve savcılığıyla bilinen bir tanrıçadır. O dönemlerin tüm güçlü erkekleri de İnanna ile evlenmek için birbiriyle yarışıyor, birbirlerini itiyorlardı. İnanna her ilkbaharda kutsal evlilik merasimi düzenliyordu.
Görkemli evlilik merasiminden bir gün ya da bir yıl sonra erkek öldürülüyordu. Fakat yanlış anlamayın; bunu kendi rızasıyla yapıyordu. Çünkü o dönemin inancına göre erkek, evlendiği tanrıçanın rahminde yeniden dünyaya gelecekti.
Bu inanç, şimdiki Allah, Kur’an ve peygamber inancı kadar güçlüydü. Herkes öldükten sonra yeniden doğacağına inanıyordu. Yani kimse aslında ölüme inanmıyordu.
Ölüm artı yeniden doğuş…
Aslında ana ve atalarımız bir nevi bizden daha gelişkin bir felsefeye sahipti. Gelip şimdiki hâlimize baksalar, “Sizi doğuracağıma taş doğurup tekerlek yapsaydık daha iyiydi” deyip evlatlıktan reddederlerdi.
Neyse, işte bu öküzlerin büyüğü Gılgamış da İnanna ile evlenmek istiyor. Fakat ölmek istemiyor.
Diyeceksiniz ki: “Hani ölüm yoktu?” İşte bu Gılgamış, ölüme inanan ve bu yüzden kutsal evlilikten sonra kaçan ilk erkek oluyor.
Yani tarihin ilk münafıklarından ve “û bê destmêj”lerinden biri olan Gılgamış oluyor. Tarih derslerinde bize hep felsefik ve arayışçı biri gibi gösterilen Gılgamış, aslında can korkusundan ölümsüzlük iksirini arıyor.
Sırf bunu aradığı için kendisini ağır kesici arayan birine bilim insanı demek gibi bir şeydir.
Sadece bununla yetinse iyi… Ölmemek ve İnanna’ya karşı en güçlü insanları etrafında toplamak için öküz arayışına giriyor.
Şimdi tüm bunlar olurken “Bizim Kürtler ne yapıyor?” diyeceksiniz.
Bizim Kürtler yine her zamanki gibi dağlarda, komünal komünal yaşayıp ancak çayın tadını çıkarıyorlar. Şehirden uzakta yaşayan komünal proto-Kürt kabileleri oldukça güçlüdür.
Gılgamış kendisine öküz arkadaşları ararken, gücüyle ün salmış dağlı Enkidu’nun adını duyar.
Proto-Kürtlerden olan Enkidu, doğaya bağlı; şehirden ve uygarlıktan uzak, kirletilmemiş bir yaşam sürerken yine kadınlar yoluyla Gılgamış’ın tuzağına düşer. Dağlarına ve ormanlarına ihanet edip yönünü şehre, Gılgamış’a verir.
Yani Enkidu’ya ilk Kürt ihanetçi ya da proto-Barzani diyebiliriz.
Büyük öküzümüz Gılgamış, kendisine bir arkadaş bulabildiği için çok sevinir. El ele verip İnanna’nın gök boğasını öldürürler ve böylece Uruk kentine egemen olurlar.
Halka hiç görülmemiş zulümler eder ve toplumun binlerce yıldır inandığı Tanrıça kültürünün değerlerine saldırırlar.
Tarihte yine bir zalim, yine ihanet edip kendi halkına ve onun değerlerine saldıran biri ve yine bu saldırılara karşı değerlerini ve halkını korumaya çalışan direnen bir kadın…
Günümüzde hiç de yabancı değil.
