Uzun yıllardır özgürlük mücadelesinde yer alan ve İmralı'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yanında sekreterya görevinde bulunan Veysi Aktaş, kadın özgürlüğü, erkek egemen zihniyet, komünal yaşam, demokratik toplum anlayışı ve gençliğin rolünü Bêjing Medya'ya değerlendirdi.

1. Soru

“Kadın özgürlüğü toplumun özgürlük ölçüsüdür”

Sizin uzun yıllardır özgürlük mücadelesi içerisinde yer aldığınızı biliyoruz ve özellikle Önder Apo’nun yanında İmralı sekreteryasında bulundunuz. Önder Adullah Öcalan ‘nın kadın özgürlüğü mücadelesine yaklaşımı nasıldır? Bu yaklaşımın bir erkek yoldaş olarak sizde yarattığı değişimler neler oldu?

Veysi Aktaş:

Önder Apo cins çelişkisini toplumsal çelişkilerin başında ele almaktadır. Bu çelişki çözülmediği sürece iktidar-devlet gerçekliği aşılamaz. Toplumsal sorunun başlangıcı da cins çelişkisiyledir. Avcı kulübü etrafında örgütlenen erkeğin, önce kadın ve çocukları avlayıp köleleştirmesi ile başlar. Bu bağlamda ilk sömürge ve ilk sınıf kadındır. Sınıf çelişkisi veya günümüzdeki ifadesiyle emek-sermaye çelişkisi cins çelişkisinden sonradır. Hem emek-sermaye çelişkisi, hem yönetilen–yöneten çelişkisi ve hem de doğa–insan çelişkisi çözülse bile cins çelişkisi çözülmediği sürece iktidar ve devlet tehlikesi ortadan kalkmaz.

Mutlaka ama mutlaka cins çelişkisinin çözümü iktidar ve devleti öteleyen veya reddeden, tamamen emeğe dayalı, sömürüsüz ve bir o kadar da komünal bir dünya mümkün hale gelir. Cins çelişkisinin varlığı sürdükçe her zaman geriye dönüş tehlikesi vardır. Zaten reel sosyalizmin veya genelde Marksist ekolün yanıldığı nokta da burasıdır. Her ne kadar kadının yitirilişini görmüşse de, kadının özgürlük derecesinin toplumun özgürlük derecesini belirlediği tespiti yapılmışsa da, her şeyi ama her şeyi emek-sermaye çelişkisinin çözümüne endekslediği için emek-sermaye çelişkisi çözüldüğü halde kadının özgürlük sorununun çözülmediği gerçeği ortaya çıkmıştır.

Özellikle Stalin döneminde anayurdu savunma gerekçesiyle kadınların eve, çocuk doğurmaya gönderilmesi ezilen cins sorununu pekiştirmiştir. Nazi Almanyası’nda da kadına ilişkin olarak Sovyet Rusya’dakine benzer yaklaşımlar söz konusudur.

Şu belirlemeyi yapmak yanlış olmasa gerek: Kadının özgürlüğünü gerçekleştirmeyen bir sosyalizm varlığını sürdüremez. Hatta devlete dayalı bir sosyalizm, kadın özgürlüğü ile birlikte düşündüğümüzde günün sonunda üzerindeki iktidar aracılığıyla yeniden kapitalizmle buluşması elzemdir.

Bu nedenden dolayı Önder Apo sosyalist olmanın ilk şartının kadın özgürlükçüsü olmaktan, kadınla doğru yoldaşlıktan ve doğru yaşamdan geçtiğini belirtir. Çünkü kadının özgürlüğünü içselleştirmek tüm iktidar biçimlerini hem makro hem de mikro düzlemde reddetmek anlamına gelir.

Sizlerin de bildiği gibi, Önderliğin kadın özgürlükçü çizgisi özellikle “Jineoloji” ve “özgür eş yaşam” kavramları etrafında şekillenir. Bu yaklaşım kadın köleliğini tarihin ilk ve en temel sömürü biçimi olarak görür; erkek egemenliğini ise uygarlığın başlangıcındaki “cinsel kırılma” ile ilişkilendirir.

Önderliğin “erkeği öldürmek” ifadesi mecazi olup ataerkil erkekliği ideolojik ve kişilik düzeyinde dönüştürmeyi hedefler.

Feodal veya burjuva kültürlerde yetişen erkekler genellikle sahip olma, kıskançlık, namus anlayışı, hiyerarşik aile yapısı, kadın üzerinde kontrol gibi özelliklerle şekillenir. Önderlik bütün bu özellikleri “köleleştirici erkek egemen zihniyet” olarak eleştirir ve bu hususlarda bir dönüşümü savunur.

2. Soru

“Kadınla yaşamayı bilmeyen erkek sosyalist olamaz”

Önder Abdullah Öcalan’nın, “Kadınla yaşamayı bilmeyen erkek sosyalist olamaz” belirlemesini yaptı. Bir erkeğin kadınla sosyalistçe yaşam kurması ne anlama geliyor?

Veysi Aktaş:

Her şeyden önce kadını kendi eşitimiz olarak görmemiz gerekir. Bunun için ataerkil zihniyetin kadına dair tüm yaklaşımlarından kendimizi kurtarmamız gerekir. Daha doğrusu bu zihniyeti tamamen aşmamız gerekir.

“Kadın Müslüman değildir ama her Müslümana lazım” ya da reel sosyalizm pratiğinden çıkan “kadın sosyalist değil ama her sosyaliste lazım” mantığını her açıdan aşmamız gerekir.

Toplumsal yaşam alanında kadına reva görülen davranış kalıplarından kişiliğimizi arındırmamız gerekir. Aynı zamanda kadının da tarih boyunca erkeğin ona biçtiği rolden, başka bir ifadeyle kölelikten kendini kurtarması gerekir.

Özgür kadın özgür erkeği, özgür erkek de özgür kadını gerektirir. Taraflardan biri köle olduğu zaman veya kölelikten ve onun zihniyetinden kendini arındırmadığı sürece bu özgürlük süreci yarım kalır. Yarım kalan özgürlük alanını cins üzerinden bir iktidar ilişkisi doldurur. Bu da geleneksel hikayenin bir biçimde devamını sağlar. Biz erkekler bunun için nötr bir dil ve normları cins özgürlüğünü esas alan yeni bir etik anlayışı benimsemelidir.

3. Soru

“Erkek egemen sistem kendisini farklı biçimlerde sürdürüyor”

“Manifestoda, tarihsel olarak gelişen ‘avcı erkek kültürü’nün zamanla örgütlü bir egemenlik sistemine dönüştüğü ve bunun kadın kırımı üzerinden kendisini sürdürdüğü belirtiliyor. Günümüzde bu erkek egemen sistem kendisini hangi yöntemlerle yeniden üretmektedir? Özellikle devlet, aile, medya ve kapitalist modernite içerisinde kadın düşmanı zihniyet nasıl örgütleniyor?”

Veysi Aktaş:

Kapitalist modernite, avcı erkekte cisimleşen ataerkil zihniyeti bir bütün olarak aşmamıştır. Sadece incelterek, daha tehlikeli, sinsi yol ve yöntemlerle sürdürmektedir. Aile reisliğinin biçimde her cinse verilmesi ve kadınların da sermaye sahibi olması gerçeğin özünü değiştirmez. En gelişmiş kapitalist modernite örneklerinde bile başarılı kadınlara kadın kimliği ile bakmazlar. Onları erkekten ve kendilerinden görürler.

Çünkü onlarda hakim olan zihniyet kadın tonunda inceltilmiş erkek zihniyetidir. Kadın “kendisi için” kadın değildir. Erkekse zaten erkektir. O da ataerkilliği kapitalist modernite koşullarına göre cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve bilimcilik dörtlüsü temelinde yürütmektedir.

Anayasada kadının eşit yurttaş olarak kabul edilmesi, pratik yaşamda karşılığını kadın özgürlüğü temelinde bulmamaktadır. Günümüzün köleliği ruhsal kölelik ekseninde geliştiği için, ki bu en tehlikeli kölelik biçimidir, her cins açısından da kölelik biçimleri varlığını sürdürmektedir.

Üstelik en hileli tarzda yapılmaktadır. Medyadan eğitime, ekonomiden kültüre, siyasetten bilime kadar hayatın her alanında halen baskın ve oyun kurucunun erkek olduğunu görmek mümkündür. Kadın hep ikincil roldedir, yardımcı karakterdir. Onun da sınırlarını erkek belirler.

Toplumsal yaşamın her alanında belirlenen kurallar erkek rengindedir. Ahlaki normlar da erkeğe göre ince tarzda hakim kılınmıştır. Kapitalist modernitede bile kadın erkeğe öykündüğü oranda bulunduğu alanda veya işkolunda değer görmektedir.

Bu nedenden ötürü bu hileli yaklaşıma karşı her alanda ortak bir mücadele yürütmek ve bu mücadelede her cinsin birbirleri üzerinde iktidar kurmadığı bir yaşamı inşa etmek gereklidir. Başka bir dünya (özgür, demokratik, ekolojik, komünal bir yaşam) kadın öncülüğünde ve onun özgürlüğü temelinde mümkündür.

4. Soru

“Komünal yaşam toplumun yeniden örgütlenmesidir”
Komün yaşamı nasıl geliştirilir? Demokratik ve özgür bir aile modeli neyi gerektirir?

Veysi Aktaş:

İnsanlık tarihinde toplum düzeyinde bir örgütlenme anacıl klan komünü ile başlar. Aslında toplum demek komün demektir. Ne var ki avcı erkeğin kadın ve çocuk üzerinde geliştirdiği köleci sistemden bugüne kadarki tüm toplumlarda komünal boyut zayıflatılmıştır.

Bugün kapitalist modernite toplumu bile bir yönüyle komünaldir. Çünkü yaşamın her alanında işlerin yapılması iş bölümüne dayalı olarak kolektif bir biçimde yapılmaktadır. Asıl sorun kararların alınması, diyalog ve müzakere süreçlerinin ve de gelirin bölüşülmesinin komünal, demokratik tarzda olmamasıdır.

Şimdiye kadar hiçbir sistem komünü tamamen ortadan kaldırmamıştır. Çünkü komünün ortadan kaldırılması toplumun ortadan kaldırılmasıdır. Bu da hiçbir egemen sistemin işine gelmez.

Komün örgütlenmesi basitten karmaşığa doğru gelişecektir. Sokaktan mahalleye, mahalleden ilçeye, ilçeden ile ve bölgelere yayılacaktır. Komünler meclislerle birbirine bağlanacaktır.

Komünün öncüsü kadındır. Gençlik ise gelecek olduğu için belirleyici rol oynar.

5. Soru

“Erkeğin özgürlüğü kadının özgürlüğünden geçer”

“Manifestoda erkek egemen sistemin sadece kadın üzerinde değil erkek üzerinde de büyük bir çürüme yarattığı belirtiliyor. Bugün erkeklik krizi nasıl yaşanıyor? Erkek özgürlüğü kadın özgürlüğüyle nasıl bağlantılıdır?”

Veysi Aktaş:

Kapitalist modernitede erkek emek-sermaye çelişkisinin kölesidir. Aynı zamanda sömürgecilik nedeniyle onun da kölesidir. Yani erkek hem sınıf hem ulusal düzlemde ikili bir kölelik altındadır. Kadın ise bunun yanı sıra cins köleliğine maruz kalmaktadır. Sonuç itibarıyla erkek ikili, kadın ise üçlü köleliğe mahkum edilmiştir.

Bu nedenle erkek de özgür değildir. Erkeğin özgürlüğü kadının özgürlüğünden ve kadının özgürlüğü de erkeğin özgürlüğünden geçmektedir.

6. Soru

“Gençlik geleceğin özgür toplumunu kuracak güçtür”

Önder Abdullah Öcalan’nın, kadın özgürlükçü paradigması genç kadınlar ve genç erkekler açısından nasıl anlaşılmalı?

Veysi Aktaş:

Erkek kadının bağımsız iradesini kabul etmelidir. Ayrıca özgürlük hareketinde feodal “kabadayı”, “aile reisi” veya küçük burjuva “baba/efendi” tipi ideolojik eğitimle eleştirilir ve yerine demokratik, kolektif, fedakâr, cinsiyetçi olmayan bir kişilik geliştirilir.

Erkekler kadın özgürlüğünü kendi özgürlüklerinin önkoşulu olarak içselleştirmelidir. Bu, “geleneksel erkekliği öldürmek”tir.

Genç kadın ve erkekler geleceklerini kurmak istiyorsa, bunun biricik yolu manifestodan geçer. Bu manifestonun geleceğe taşınması gençlikle mümkündür. Çünkü geleceğin sahibi ve kurucusu gençliktir. Gençlikte cisimleşmeyen bir perspektif geleceğe yön veremez.