Hayvanlardan Tanrılara doğru sapiensin yürüyüşünde hiyerarşik bilinç formları inşa edilerek ilerleme sağlanmıştır. Fizyolojik ve biyolojik olarak var olma bilinci, sosyal bilinç, kültürel bilinç, siyasî Bilinç, sanatsal bilinç, felsefi bilinç… Bu anlamda var olma sorunu artık insanın fiziki veya biyolojik olarak var olmanın ötesine geçip ontolojik, antropoloji, sosyolojik ve psikolojik bir karekter kazanmıştır. Her bilinç düzeyi toplumların yaşam standartlarını, uğraş alanlarını, ideolojik, politik, inançsal kimliklerini belirlemede etkili olmaktadır. Bu bilinç formları esasta var olma sorununa yanıttır. ABD’li Hümanist Psikolog Abraham Maslow ‘ihtiyaçlar hiyerarşisi’ olarak ortaya attığı teorinin temelinde bahsettiğimiz bilinç formlarına dikkat çektiği görülmektedir. Maslow’a göre; bireyin kendini gerçekleştirmesi için ihtiyaç olarak ele aldığı, bireyin kimi hiyerarşik evrelerden geçmesi gerektiğini belirtir. Alttaki gereksinimler karşılanmadan bir üsteki basamağa geçilemeyeceğini, a
ltan üste doğru sırasıyla bu gereksinimlerin karşılanması sonucunda bir sonraki gerçekleşebileceğini savunur. Fizyolojik, güvenlik, aidiyet ve sevgi, saygı ve değer görülme, kendini gerçekleştirme olarak aşağıdan yukarıya doğru bir piramit şeklinde ortaya koymuştur. İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde gerek bireyde, gerekse toplumda bir düzeye kadar doğruluk payı olduğu kanısındayım. İhtiyaç olarak bahsettiği şeyin insanın yaşam karşısındaki bilinç olduğu kanısındayım. Bu teoride katılmadığım nokta ise; ihtiyaçlar, bilinç edinme ve kendini gerçekleştirme, kemale erme konusunda Ortadoğu ve Batı geleneğinde izlenilen yolun farklılık arz ettiği kanısındayım. Ortadoğu geleneğinde mistisizme dayanan bir felsefeyle bütün dünyevi, maddi şeylerden kendisini ruhsal, bedensel olarak arındırırak kamil ol
mak vardır. Burada sözü edilen piramitteki insani gereksinimler red edilmez, onları bilinçle nefs terbiyesiyle aşma vardır. Yani kendini gerçekleştirme; beslenme, cinsellik, sağlık, güvenlik, iş sahibi olma, barınma gibi gereksinimlerin gerçekliği yadsımadan, ancak yüksek bilinç ve amaca tutku düzeyinde bağlanıldığında aşılabileceğini Ortadoğu bilgelik, dervişlik, devrimcilik geleneğinde çokça görmekteyiz. Batı geleneğinde ise; Maslow’un belirttiği gibi ihtiyaçlar hiyerarşisi en alttan üste doğru karşılanması ve doyumu temelinde kendini gerçekleştirme düzeyine gelme vardır. Her iki tarz da özlü uygulandığında kendine göre anlamlı yanları olduğu gibi özünden boşaltıldığında bir taraf bastırmacı, dogmatizmde takılı kalırken, diğer taraf ise bireyciliğe ve liberalizme savrulmaktadır.
Kürt Gerçekliğide Oluşum Ve Bilinç
Özgürlük bilinci, düşünsel esneklik anlamında gelişmiş toplumların sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, sanatsal olarak yaşam standartları da yüksektir. Günümüzde kimi toplumlar fiziki ve biyolojik olarak var olma bilinç düzeyiyle sınırlı kaldıkları için bütün yaşam aktiviteleri sadece günübirlik karınlarını doyurmak, cinsel birleşmeler temelinde nicel çoğalmak ve savunma güdüsüyle basit köy-aşiret kavgaları etrafında şekillenmiştir. Bu toplumlarda insani erdemler, Ulusal bilinç, toplumsal değerler ya yok edilmiş ya da hiç inşa edilmemiştir. Bütün yaşamı inşaatlarda çalışmak, mevsimlik işçilik yapmak, koyun güdmek, küçük tarlasının sınırını genişletmek, bir tavuk yüzünden bir birini öldürmek, köy dedikoduları yapmak çerçevesinde olan insanların siyasal, sanatsal, felsefik bilinçlerinden bahsedilemez, dolayısıyla bu yönde bir yaratım da burada yeşeremez. Kimi toplumlar da var ki; sosyal, siyasal, kültürel, felsefik bilinç düzeyinde yetkinleşerek kültürel, bilimsel, ekonomik, düşünsel değerlerin yaratımıyla dünya uluslarının arasında onurlu yerlerini aldıkları gibi ilerici insanlığa pek çok konuda öncülük etmişlerdir. Bu bağlamda Önderlik bu duruma çarpıcı bir örnek olarak 60 milyonluk Kültürel soykırım kıskacındaki Kürtleri ve 8 milyon civarındaki dünya siyasetine, finans sermayesine ve entelektüel camiasına yön veren Yahudi toplumu gerçekliğini ortaya koymaktadır. Yahudiler inançsal kimliklerinden ötürü tarih boyunca katliamlardan geçmiş, sürekli baskılara maruz kalmışlardır. Bu saldırılara karşı ekonomik, bilimsel, siyasal olarak büyük bir yetkinleşme gerçekleştirerek kendilerini korumuşlardır. Varoluşlarını ekonomik, zihinsel güçlerine ve inançsal ideolojilerine borçludurlar.

Kürt var olma tarzını tavşana benzeten Önder Abdullah Öcalan Kürtlerin var oluşlarını salt biyolojik yöntemlerle soy sürdürme esasları üzerinden sağlamaya çalıştıklarını belirtir. Tavşan hayvanlar aleminde en ürkek ve savunmasız olma durumlarından dolayı kendilerini korumak için 40 günde bir üremektedir. Kürtlerin insani, toplumsal, kültürel, edebî, zihinsel bütün maddi manevi değerleri elinden egemen güçlerce alındığı için elinde sadece ilkel düzeyde fiziki, biyolojik, olarak kendini çoğalma durumuyla sınırlı kalmıştır. Namus özünde toplumsal değer yargıların, kuralların toplamına denilmesine karşın, Kürtlerde salt kadın cinselliğine indirgenmesi bu yoksunluk durumuyla ilişkilidir. Çünkü ellerinden her şey alınmış sadece kendini sürdürme ve var etme aktivitesi cinsellik sınırlarında kalmıştır. Kadın salt nüfus ve demografya aracı konumundadır. Bu durum toplumsal tarihsel köklü bir halk gerçekliği açısından var olmanın tam tersine büyük bir yok oluş anlamına gelmektedir. Çünkü insanlığa beşiklik etmiş, maddi ve manevi yaratımların sahibi bir halkın varlığı ve kalıcılığı cinsellik gibi hayvanların kendini çoğaltma yöntemleriyle, Ailecilik gibi basit formlarla sağlanmayacağı Kürtlerin içinde bulunduğu kadın erkek ilişkileri duruma bakıldığında net görülecektir. Daha da yanılgılı ve bir o kadar tehlikeli olan şey ise; bu Ailecilik, cinsellik, tecavüz kültürünü, kölelik ve egemenliğin içinde bolca olduğu bu ilişki tarzını, yüksek bilinçlerde ve büyük yüreklerde ancak yaşanan yüce aşk duygusuyla aynı ele alma durumudur.
Kürt gerçekliğinde duyguların ve ilişkilerin çarpıtılması, deyim yerindeyse Kürt aşkının öldürülmesi sonucunda Aşkın var olma ve oluşturulduğundaki pozitif diyalektiği negatif diyalektiğe dönmüştür. Bu anlamda ailecilik, Kürt toplumsallaşmasında ve ulusallaşmasında en büyük engeldir. Hakikati temelinde geliştiğinde kutsallıklar yaratan en yüce duygu alan aşk gerçekliği çarpıtıldığında laneti, anlamsızlığı çoğaltmaktadır. Kadın köleliğini, erkek egemenliğini, tahakkümünü, iktidarını geliştirmektedir. Ulusal, toplumsal ve Ülke gerçekliğiyle bağı koparılmış, sadece birbirini mülkleştirmeye dayanan ilişkilerin hiç bir anlamı olmadığı gibi, aşk adına aşka yapılan en büyük ihanet olmaktadır. Çünkü kölelerin, düşkünlerin, ezilenlerin, cehalet içinde yaşayanların bir aşkından söz edilemez. Aşk gibi yüce bir duygunun ilkeleri, kanunları ve yetkin bir bilinci olduğu kanısındayım. Bunu bir teorik varsayım temelinde belirtmenin ötesinde Kürtlerin tarihsel sosyolojik hakikati irdelendiğinde gerçeklik ortaya net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İnsanlığa beşiklik etmiş Mezopotamya veya adına Altın Hilal denilen coğrafyada Kürtlerin ataları insanlığın en büyük devrimleri olan neolitik tarım köy devrimini gerçekleştirmiş, insanlığa maddi manevi zenginlikler sunmuştur. Ana kadın etrafında şekillenen komünal toplum felsefesi, bilinci, zihniyeti inşa edilmiş, Ana kadın Tanrıça kültü ve kültürü yaratılmıştır. Toplumların bir arada özgürlük ölçülerine yakın yaşamalarını mümkün kılan ahlaki değer yargıları bu kültürün bir yaratımıdır.
Esasta Kürdün yoksunluğu, Önder Abdullah Öcalan’nın ifade ettiği “Hakikat aşktır aşk Özgür Yaşamdır” belirlemesindeki olguların yitirilmesi sonucunda oluşan derin anlamsızlık durumudur. Kürdün ne anlamlı bir yaşamı, ne ilkeye bağlı toplumsal bir aşkı, ne bir özgürlüğü, bunların da toplamı olan ne de ontolojik, sosyolojik, psikolojik bir hakikati kalmıştır. Kürdün hakikati için toplumsal bir zihniyete ve o zihniyeti özgür kılacak tutku düzeyinde bir yaşam mücadele diyalektiğine ihtiyaç vardır. Bu anlamda yaşam, aşk, özgürlük ve hakikat en yüce olgular olduğu gibi, toplumların kendilerini var ederek hakikatlerine kavuşturmaktadır. Kürtlerde bu gün adına aşk, sevgi, evlilik, aile denilen şeyler öyle negatif bir diyalektik yaratmış ki adeta Kürtlüğün bitirildiği, un ufak edildiği alanlar haline gelmiştir. En yüce insani duygular, aşklar tarihte bu coğrafyada Tanrıça Tanrı söylencelerine konu edilerek en görkemli düzeyde yaşanmışken bu gün ise o Tanrı ve Tanrıça mabetlerinin kalıntıları arasında bu duygular en düşürülmüş düzeye getirilerek, cinsellik gibi hayvani, ilkel dürtüler seviyesine indirilmiştir. Tanrıça kadın öncülüğünde aşkla, etikle, estetikle, büyük bir bilgelikle yaratığı insani ilişkiler, toplumsal değerler erkek egemenlikli zihniyetin tarihsel gelişimiyle aşkın ve bilgeliğin yaratıcısı olan kadın metalaştırılarak dili, düşüncesi, duygusu dumura uğratılmış, en derin kölelik durumuna getirilmiştir. Bu kadim coğrafyada kadın öncülüğünde komün inşa edildiği gibi, kastik katil gruplarının tarafından toplumlar köleleştirerek, erkek egemenlikli sistem ve ona bağlı iktidarcı devletci kurum ve zihniyetler de bu coğrafyada gelişmiştir. Bu anlamda tarih dediğimiz olgu komün ve devletli güçlerinin savaşımıyla günümüze kadar gelinmiştir. Bütün insanlık sorunlarının temelinde “tarihteki ilk yarılma” olarak Önderliğin tanımladığı, tarihi 30 bin yılla uzanan kadının köleleştirilmesi ve erkeğin egemenlikli form ve zihniyet inşa etmesi gerçekliğine dayanır. Her ne kadar tarihin bütün dönemlerinde komünü temsil eden güçlerin egemenlere karşı direnişleri kesintisiz sürdürülmüşse de, cinsler bağlamındaki bu adaletsizlik, eşitsizlik, saptırma durumu sonrasında kendisiyle beraber büyük felaketleri getirmiştir. Bütün inançların yaşam ütopyası (cennet) olan kadim coğrafya günümüzde hegemon güçlerce ceheneme çevrilmiştir.
Kürt gerçekliğinde kadın hem Ulusal hem de cins anlamında çifte bir kölelik durumu yaşanmaktadır. Sömürge koşullarında kadın-erkek İlişkileri ve genel anlamda sosyal ilişkiler siyasi, kültürel, felsefi bilinçten yoksun olduğu gibi yiğitlik, dostluk, yurtseverlik, fedakarlık, tutku gibi duyguları da yeşertmemektedir. Kürt sevgi ve Aşk felsefesinde Tarihte Derwêş û Edûlê ve buna benzer onlarca Kürdistani destanda geçtiği gibi temel ilke Halk ve Ülke özgürlüğü ilkesiyken kölelik ve sömürge haline getirilmiş halk gerçekliğinde açığa çıkmış kişilik neticesinde bu durum tam tersine saptırılmıştır. Basit güdüler, ailecilik, evlilik gibi şeyler için en yüce amaçlardan vazgeçme hatta onlara ters düşüp ihanete gitme durumu günümüz Kürt kişiliği gerçekliğinde yoğunca yaşanmaktadır. Özgürlük ilkesiyle bağ kurmuş duygular yiğitlikler yaratırken, tam tersi durumlar ise en alçaltıcı düşkünlüklere yol açmaktadır. Varoluşu yüceliği, özgürlüğü geliştiren bu insani duygular nasıl oluyor da çirkinliği, ihaneti geliştiren, zemin olma haline gelebiliyor? Bu gerçekliğin derinlikli anlaşılması gereken temel Kürt paradokslarından biri olduğu kanısındayım. Bu ilişki tarzı, bu yaşam, bu duygular Kürdü özgürleştirmediği gibi var olan kölelik sorunsallığını daha da derinleştirmektedir. Kendisinde toplumsal özgürleştirmeyi barındırmayan hiçbir duygu ve düşüncenin anlamlılığından bahsedilemez. Çünkü insanın varoluşu özgürlük ve toplumsallık üzerinden gelişmektedir. Özgür toplumsallık da bilinçli kadın ve erkek bireylerin özgürlük ölçüleri temelindeki ilişkileri üzerinden inşa edilmektedir. Hiçbir sosyal, kültürel, siyasi, felsefik içeriği olmayan birbirine suiistimal etme esaslarıyla yaklaşan ilişki biçimlerinin insani, toplumsal hiçbir yanı yoktur, çirkinleştiricidir, kadın köleliğini, erkek tahakkümünü derinleştirmektedir. Böyle bir gerçeklikte cinsler içinde bulundukları kendi sorunsallıklarının bilincinde olmadıkları gibi bir birileriyle doğru düzgün bir diyalog bile geliştirmeden, bir selam bile vermeyi bilmeyen, merhaba demeyi bile vermeyi bilmeyen kişilikler hayvani dürtülerle birbirinden güdüsel faydalanma arayışına girme temel amaç haline gelmektedir. Bu durum insanlaşmanın gerilebileceği son nokta olup, bir adım sonrası hayvan sallaşmadır.
Kadın ve erkeğin özgür eş yaşam temelinde ilişkisi kölelik ve egemenlik ilişkisi derinlikli çözümlendiğinde sosyal, siyasal, kültürel, felsefi bilinç düzeyi temelinde doğru inşa edilebilir. Bu anlamda Önderlik Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde devrim içerisinde bir çok devrim yaratmıştır. Sorunların en köklü ve öncülü olanı kadın sorununa yönelik Kadın Özgürlük Devrimini geliştirmiştir. Çünkü Önder Abdullah Öcalan, bir halkın özgürleşmesi, toplumsal, ekolojik bütün sorunların çözüme kavuşması için en temel sorun olan cinslerin içinde bulunduğu sorunsallıkların çözüme kavuşması gerektiği hakikatini net bilince çıkarmıştır. Devletçi, iktidarcı sistem kendini toplumsal bütün değerleri gasp ederek kadın köleliği üzerinden kendini inşa etmiştir. Realitede hiç bir umut vadetmeyen, duygusu, düşüncesi yok edilme seviyesine getirilmiş, iradesi kırılmış, mülk ve meta haline getirilmiş kadın gerçekliğine karşı Önderlik bütün yerleşik ezberlerin ötesinde kendine has bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Önder Abdullah Öcalan Kadının tarihsel hakikatini açığa çıkardıkça sistemin inşa ettiği köle kadın ve egemen erkek gerçekliği deşifre olmuştur. Önder Abdullah Öcalan mücadele tarzıyla, realitede en zayıf durumda olan, kimsenin bir önem vermediği, geri planda tutulduğu kadının enerjisini açığa çıkartıp kadını devrimin öncü gücü haline getirmiştir. Önder Abdullah Öcalan perspektifinden kadın gerçekliğine bakıldığında ancak kadının potansiyeli insanlık, toplumsallık ve yaşam için önemi anlaşılmaktadır. Kadının enerjiye daha yakın oluşu bilimsel, sosyolojik, ruhsal olarak izah edilmektedir. Duygusal zeka olarak erkeğe göre daha gelişkindir. Sezgi ve hisleri daha derindir. Aşk, sevgi, merhamet, özlem, merak gibi duyguları daha yoğundur. Enerjisi daha akışkandır. Etik ve estetik ölçüleri daha yüksektir. Kadının bu nitelikleri varoluşsal hakikatini ifade ederken aynı zamanda özgür yaşamın oluşturulduğunda büyük bir potansiyeli temsil etmektedir. İlişkileri geliştirmede devrimci içerik kazandırma, duygular ve yiğitlik ilişkisini geliştirme, büyük amaçlar ve dava sahipleri kadının bu hakikati temelinde bir yaklaşımla hareket etmek durumundadır. Toplumsal gelişim, özgür eş yaşam, en üst bilinç formu olan aşkın bilinci “Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır” felsefesi ışığında gelişecektir…
(Son)
Besê Anuş
