Elbette kudretli duruşun direnişine inanan kadınlar özgürlüğü karşılayacaktır. Elbette bu zamanlar geçecek. Elbette kadın özgürlüğünün yalnızca bireysel bir mesele olmadığını aynı zamanda toplumsal özgürlüğün vazgeçilmez koşulu olduğu gerçeğini herkesin anlayacağı zamanları karşılayacağız.
Savaşın kolay olacağını kimse söylemedi. Kuşkusuz özgürlüğünde bedelsiz olacağını kimseler demedi. Kadın olmanın zorluğunu anlatanlar, özgürlüğü ve kadını yan yana getirenlerden daha fazlaydı. Kadın olmanın zorluğu, sadece savaşın olduğu topraklarda değil, direniş gerçekliği sadece katliamların olduğu yerde değil, özgürlük amacıyla yaşamak sadece soykırımların bıçağı altında olduğu zamanlarda değil her zaman vardır, her zaman kendi gerçekliğini koruyacaktır. 2026 yılının ilk günlerinde, Ocak ayında, karların bereketini yeryüzüne taşıdığı bir demde HTŞ çeteleri, Halep’ e saldırdı. Hepsini takip etme, izleme, dinleme fırsatı olmasa da bir an sadece bir an’lık bir görüntü aslında orada ki direnişin keskinliğini okumaya yeterdi sanırım. Kuşkusuz böylesi yerlerde ve zamanlarda yazılamayan onlarca trajedi vardır. Yazılamayan binlerce, milyonlarca hikâye gibi. Biriken zamanı değil, zamanın içerisinde biriken anlamlar direnişin keskinliğini ve savaşın acımasızlığını gözler önüne serer. Belki bir an’ dı. Ama o bir an’ da çoğalan anlam gerçekliğinin yanında verilmek istenen mesaj net ve açıktı. O an, zaman nefesinin sesinde değil, gözlerinde biriken öfkeden akar.
Geçici Suriye Hükümeti’nin çetelerinden biri, Eşrefiye, Şex Meksud mahallelerinde bombaladığı bir binadan Halep’ te kendi toprağını savunan kadın direnişçilerden birini binadan atıyor. Hikayeleri daha yazılmamış, daha duyulmamış destansı direnişin kadınlarından birini atıyor. Belki ruhuyla vedalaşmış bir bedendi sıradanlaşan kötülüğün hiç zorlanmadan binadan attığı ne olursa olsun sonuçta taşın bile acıyan bir ruhu vardı evren gerçekliğinde. Geçici Suriye Hükümetinin çetelerinden birinin Halep’ te o direniş mahallesinde binadan attığı bir kadın bedeninde bir halkın değerleri saklıdır. Kendi toprağını koruma bilinci, istemi saklıdır. O bedene ruh veren özgürlük tutkusu saklıdır.
Kadınların özgürlüğünü büyük projesi olarak değerlendiren Önder Apo, İmralı zindanında Amed’ te öldürülen küçük kız çocuğu Narin Güran’ın cinayetini duyduğunda “Narin Kürdistan’dır ve Kürdistan da tüm genç kızların yaşamı böylesi bir risk altındadır” diye bir değerlendirme yaptı. Önderlik gibi bir başkası böylesi bir anlam yüklememişti Narin Güran cinayetine. Ve daha birçok kadının öldürülüşüne. O an, aklıma gelen sadece bu değerlendirme olmuştu.
Evet kadınların direnişinin etkisi gün geçtikçe artıyor. Ve bu kadınca zamanların çoğalacağının müjdesini verdiği gibi, genç kadınların öz savunmalarını sadece savaş alanlarında değil yaşamın her alanında vermesi gerektiği gerçeğini an be an bize hatırlatan bir yüzyıldır. Erk egemen zihniyetin, cinsiyetçi, ilkel milliyetçiliğin, dini iktidara taşıyarak faşizmi yaratan zihniyetin tehlikesi yoğundur. Bu tehlikenin farkında olarak yaşamak her daim öz savunma bilincini güçlendirmeyi gerekli kıldığı gibi, onun özgür ve sağ kalabilmenin vazgeçilmez koşulu olduğu gerçeğini de hep aklımızda tutmamız gerekiyor. Doğduğumuz andan itibaren kulağımıza fısıldanan, bizi kötülük karşısında, tehlike karşısında, şiddet karşısında, erkek karşısında, ahlaksızlık karşısında savunmasız bırakan sözleri bırakalı yıllar oldu. Halep’ te Eşrefiye’ de, Şex Meqsud’ da direnen kadın direnişçiler şahsında direnen kadınların gerçekliği, hakikati, var ettikleri değerler bu sözleri kadınlara bıraktırdı. Toprağının öz savunmasını yapan, bedeninin öz savunmasını yapan, ahlaki değerlerinin, halkının öz savunmasını canı pahasına yapan direnişçi kadın gerçekliği bu toprakların bir hakikatidir. Tecavüz Kültürünün yarattığı zihniyetle mücadele eden kadınların gerçekliği, kudretine inandıkları özgürlük yolunda hikayelerini direnişleriyle yazmaya devam edecektir…
