Entegrasyon, birlikte yaşanacak ulus devletlerle bağın ifade edilmesinin önemi büyüktür. Kürdistan ile doğrudan ilgili olan dört ulus devlet bulunmaktadır. Dört devletle demokratik entegrasyona dayalı bir yaklaşımla bütünleşeceğiz.

Kelime olarak “bütünleşme, birleşme, farklı birimlerin birlik ilişkisi” anlamına gelen entegrasyon, demokratik toplumun ulus-devletle demokratik birliğini ifade eder. En doğru tanımı budur. Buna göre topluma, kendini bir devlet olarak örgütleyip diğer devlete bağlamaz. Kendini demokratik toplum olarak örgütleyip demokratik cumhuriyete entegre eder. Demokratik entegrasyon aynı zamanda eşitliği de sağlar. Demokratik müzakere ile tesis edilir ve demokratik müzakereler zorunludur. Demokratik müzakere, demokratik toplumsal ile ulus-devletin bütünleşmesini sağlar.

Ulus-devlet şu an asimilasyon uygulaması yapılmaktadır. Oysa bütünleşme, asimile olmanın tersidir. Asimilasyon, ulus-devlet içinde erimeyi, çatışmayı yaratırken; Demokratik bütünleşme kendi süreciyle birleşmeyi yaratır. Asimilasyon, iki taraflı düşmanlıklarını büyütürken, demokratik entegrasyon, barışı ve kardeşliği inşa eder. Entegrasyonu reddeden, bunun için müzakereye oturmayan ulus-devletin asimilasyonda anlaşmaya varma teklifi.

Demokratik entegrasyon ulus-devlet çözümünü kabul etmemedir. Ulus-devlet inkâra, asimilasyona ve imhaya dayalıdır. Entegrasyonu kabul etmiş ve bunun için uzlaşmaya varmak için bir ulus-devletin bu ayrılıklardan uzaklaşacağı. Dolayısıyla ulus-devletin bölgemizde yol açılan tahribatın giderilmesi ve yeniden halklar birliğinin oluşturulması için temel çözüm olarak görülmesi gerekir.

Demokratik entegrasyon, demokratik müzakereyi gerektirir, başka türlü olmaz. Bundan sonra yapılan müzakerelerin yapıldığı bir “Kardeşlik Hukuku” niteliğindedir. Bunun da ötesinde bir kardeşlik özgürlüğü arayışının ifadesi olarak değerlendirilmeli. “Devlet güçlüdür, devlet her şeyi gün eder, baskıyla uygulanır” yaklaşımı kabul edilemez. Bütün bunlar faşist yaklaşımlardır. Hepsi reddedilmek durumundadır. Yapılması gereken demokratik hukuk ile demokratik toplumun ulus-devlete tablosudur.

Kürtler, Ortadoğu’da en ağır sorunu yaşamak da çözüm için ideal bir şekilde mevcutlar. Kürt-Türk çözümü, Ortadoğu çözümüdür. Bu kadar önemli ve yerinde çözüm sağlayan aciliyet arz eder ki, tüm Ortadoğu’yu da çözüme götürebilir. Dolayısıyla Türk-Kürt çözümü öyle sıradan, yerel bir çözüm değil, dar kapsamlı bir sorunun çözümü değil. Dünyanın bir Ortadoğu çözümüdür. Ve hatta dünyanın etkisi olacak bir çözümdür.

Kürtlerin, komşu dört devlet ile çatışmaları var ve bu durum hala devam etmektedir. Henüz hiçbir güçle müzakere aşamasına gelinmiş değil. Bölge ulus-devletlerini müzakere aşamasına getirmek, barış ve demokratik toplumun inşası için uygun bir çerçevedir. Bu çerçeveyi biraz daha geliştirmenin yolu Kürdistan’ı aralarında paylaşan ulus-devletlerle demokratik çözümdür. Buna “Ortadoğu’da Kürt Sorunu ve Demokratik Entegrasyon Çözümü” denilebilir. Reel-sosyalizm ve ona dayalı ulus-devlet perspektifi er ya da geç bir çatışma üretir. Ulus-devletçi perspektif kalıcı barış barındırmaz. Dolayısıyla aynı topraklarda beş devletin sürekli didişme halinde olacaklarını gösterecekler.

Dolayısıyla entegrasyon çözümü için ulus-devletlerin de demokratik değişimden korunması gerekmektedir. Ulus-devlet araçlarına sahip olmak ne sosyalist düşüncelere uygun bir amaç ne de pratik, gerçekçi bir çözüm yaratabilir. Gerçekleşse de çok kanlı olur. Bu, bir sosyalistin kabul edilmeyeceği bir beyandır. Dolayısıyla biz “demokratik ulus” çözümünü geliştirdik. Sosyalizm yakışır olan çözüm, demokratik ulus çözümüdür. “Sosyalizm demokrasisiz olmaz” anlayışı ile “demokratik toplum programı”nın yaygın, her durumda gerçekte hayatta olması gereken bir ilkedir.

Ulus-devletlerle ilişkilerimize yön verecek olan da bu ilkedir. Buna demokratik entegrasyon çözümü de denebilir. Ulus-devletten vazgeçmek, onun yerine demokratik ulus rejiminin ikamesi yoğun, sürekli ve azimli bir demokratik mücadeleyi doğuracaktır. Onun sosyalistin hazır olması gereken de bu mücadele tarzıdır. Entegrasyon, geçmişteki çatışmalı, yasa dışı ve gelgitli mücadele tarzlarından farklı olarak bizde sürekli yoğunlaşmayı ve açılmayı kurumlaşmayı dayatmaktadır. Ulus-devletlerle kurulacak ilişkinin sürdürülmesi bu ilkeye göre hareket hayati önemdedir.

Yüz yılı aşkın bir süredir devam eden Kürtler asimilasyon, imha ve kâr politikalarıyla eritilmek ve yok edilmek istenmiştir ve hala da istenmektedir. Buna karşılık Kürtlerin tepkisi, kendi ulusdevletlerini arama, oluşturmak için mücadele etme ve bedel ödemenin iptali olmuştur. Bölge ulus-devletleri Sadabat Paktı’ndan Bağdat Paktı’na kadar Kürtleri asimilasyon politikalarıyla eritmek için her yola baş vurmuşlardır. Dört ulus-devletin de temel amacı, ortak bir politika oluşturmak Kürtleri adım adım yok etmektir. Bu anlaşmazlıklar çürümeye kadar da devam etmektedir. İran’ın bir İslami Cumhuriyete dönüşmesi, Irak ve Suriye’nin açıklarında, bu dörtlü gizli ittifak parçalandı ancak halihazırda resmi olarak imha, inkâr ve asimilasyon politikalarından vazgeçtiklerinden bir beyanat olmamıştır. Fırsat bulursa bu dört devleti birleştirerek asimile etmek istememek hatta imha-kırım Hareketleri düzenlemekten geri durmayacaklardır.

Entegrasyonumuz sırasında ve bölgemizde yegâne çözüm modeli olarak tespit ederken, bunu aynı şekilde doğal olarak, zorlamadan ve karşılıklı hukuki zeminlerde kalmayı sürdürmemiz gerekirken de belirtilmelidir. Politik süreçlerin hukuki sözleşmelerle güvencesi” alınır, bunun ardından bunun bir sözleşme toplumsal olması için karşıtlıkların politik güçlerini, olasılıklarını ve olanaklarını kullanırlar. Hukuki güvenceye kavuşturulmamış bir entegrasyon projesi, olsa da hatırlanır-gönül ilişkileriyle hayata geçirilmeye çalışılan trajikomik bir barışı getirir. Bu tür parçaların de kısa sürede çok daha kanlı sürelere yol açtığını dile getirene kadar geleneksel ve toplumsal deneyimler mevcut.

Hukuki güvenceye kaydolma, her şeyden önce eşitlik ve kardeşliği kapsar. Taraflar hukuk önünde eşit olacak, birbirlerinin varlığına ve değerlere göre davranacaklar, kaynaklardan ve olanaklardan eşit düzeyde yararlanacak ve eşit görev ve sorumluluklara sahip olacaklar.

Entegrasyon boyunca yaşam zorunluluğu vardır. Kendi başına bir tarafın karar vermesiyle, bir tarafın diğer noktanın dağılmasıyla bütünleşme olmaz. Entegrasyon olması için temel şart, bunun için bir müzakere süreci ile hayata dairdir. Müzakere, birbirlerinin birbirlerine saygı gösterdiklerini, birbirlerinin acılarını anladıklarını, kopyalarının taleplerine kulak verdikleri bir sürecin var olduğunu gösterir.

Demokratik doğruluğun temel ilkesi, bir arada yaşamak ama birbirinin içinde suçtur. Ayrılıkçılık, yeni bir ulus-devlet arayışı gibi 20. yüzyıl reel-sosyalist doktrinini terk etmek sosyalist anlayışın bir gereğidir. Ancak bu, temel hak ve özgürlüklerimizden vazgeçeceğimizi belirtmemektedir. Entegrasyon, bundan sonra halklarımızın aynı coğrafyada, birlik içinde ve kendi öz kimliği ve kültürlerine bağlı kalarak yaşamalarının yolunu açacaktır.

Bölge ulus-devletleri entegrasyona gerçekten varlar mı? Ya da entegrasyondan ne anlıyorlar? Asimilasyona gerçekten karşılar mı? Bu gibi soruların çözümü için müzakere paketleri ve diyalog esastır. Eski önyargılarla, yaşanan acıları tartışmaların önüne geçerek çözümler üretilemez. Demokratik, sosyalist muhalif güçlerin sosyalizmdeki doktriner açmazları ve hataların cesurca tartışıldığı gibi, ulus-devlet ideologlarının ve politika merkezlerinin de iki yüz fazla bir yıllık devlet adına işlenen suçlar ve hatalarla aynı samimiyetle yüzleşmeleri gerekmektedir. Bu sayede entegrasyon bir sistemin uygulayacağı bir politika değil, iki gücün karşılıklı olarak kendi hatalarından arınacağı ve faaliyetleriyle yüzleşmeyi öğreneceği bir sağlanır. Zayıf ekonominin güçlü kriz tabi olması entegrasyon değil, yeni bir asimilasyon politikasında ısrarla vurgulanıyor gelir. Ki, bu da yeni dinamiklerle donanmış bir çatışma ortamının alevlendirilmesi demektir.

Bu topraklarda bin yıldır tesis edilmiş olan kardeşlik canlandırılmak isteniyorsa, bunun için hukuki olarak oluşturulmalıdır. İç cephede barışı sağlamanın yolu entegrasyon yasasıu kabul edilmemesi gerekir. Entegrasyon, bir arada ve aynı coğrafyada yaşayan halkların, kimliklerin, inançların ve sosyal-siyasal farklılaşmaların eşit bir şekilde bir arada bulunmaları demektir. Temel nokta budur. Hukuki temellerle bütünleşme politikaları hem ulus-devletin çözümsüzlüğüne hem de asimilasyonist eritme politikasına karşı bir hamledir.

Entegrasyon çözümü Kürtlerin demokratik kurumlaşmasını gerektirir. Demokratik kurumlaşma olmadan entegrasyon, Kürtlere yeni bir asimilasyonist politikanın dayatılması demektir. Demokratik kurumlaşma sadece Kürtlerin kendi varlıklarını garantiye almaları demek değildir; En az bu kadar önemli olan, bundan sonra Kürtlerin varlıkları tehdit edilmedikçe, kendi demokratik hakları için silaha, şiddete başvurmamaları demektir. Entegrasyonun yasalarını oluşturmak, asimilasyondan vazgeçmek. Çatışma ortamının sona erdiği oranda demokratik taleplerin hukuki güvenceye kavuşması da kaçınılmaz olacaktır.

Bütünleşme teorisinin veya birleşimin temel özelliği, demokrasisiz olabilir. Diktatörlük, monarşist veya faşist bir hükümet demokratik bir program uygulayamaz. Bu durumda entegrasyon gibi tamamen müzakereye dayalı bir program da uygulayamazsınız demektir. Kürtlerin içinde bulundukları statüsüzlük durumunda ve ilişkilerde bulundukları ulusdevletlerin mevcut politikalarının göz önünde bulundurulduğunda, kalıcı olarak değişim ve görüldüğünde her iki taraf için de elzem olduğu anlaşılacaktır. Aksi durumda çözümsüzlükte ısrar, onun iki tarafında da “Kürt Kapanı”nı hazırlayan güçlerin değirmenine su taşımaları anlamına gelir.

Demokratik kurumlaşma hem Kürtlerin ilişkileri ulus-devletlerle doğru bir birliktelik kurmalarına hem de kendi aralarında bir ulusal barış ve birliğin temellerini atmalarına yol açacaktır. Ulus-devletler Kürtlerin demokratik haklarına ulaşabilmeli, Kürtler de bu devletlerin egemenlik haklarına karşı doğru bir duruş sahibi olmalı. Ulus-devletin demokratik hedefinin önüne bir hedef olarak koymayacaksa, bir entegrasyon politikasının yürütülmesi de mümkün değildir.

Demokratik toplum kurumlaşmasının anlamı şudur: Kürtler ve bölgede yaşayan tüm halklar, inançlar ve sosyal gruplar toplum olarak kendi kaderlerini kendileri seçme hakkına sahiptirler. Devletin tayin ettiği bir kaderi yaşama veya ulus-devletin izin verdiği sınırsızlarda yaşama mecburiyeti bırakılamazlar. Devlet, ancak bu yayılma üzerinde ve diplomatik müzakere halinde genel demokratik koordinasyonu sağlamakla mükelleftir. Devleti demokratikleştirme gibi bir hedef sosyal bilime uygun değildir; esas olan demokrasiye duyarlı hale getirilmesidir. Müzakere halinde, karşılıklı tartışarak demokratik kurumlaşmanın nasıl olması özü somutlaştırılabilir. Bu durumu her iki tarafta da bir tavizla değerlendiremez.

Bunlar demokratik yaşamın esaslarıdır. Demokratik tartışmalarda konunun özüne bağlı kaldığı süre boyunca, iki tarafın da üzerinde uzlaşacağı kavramlar, ifadeleri ve ilkeleri tespit etmek zor olmayacaktır. Nihayetinde aynı coğrafyada, aynı kültürel birliktelik altında bin yıl boyunca bir birliktelikten söz ediyoruz. Bu şekilde demokratik bir kurumlaşma hedefinde samimi olunursa, bunun için uygun yolların bulunması mümkündür. Her durumda, toplumsal demokratik inşa etmek demokratik toplum olma ve demokratik ulusu inşa etme hakkımızı da barındırır. Genel bir formülasyon olarak Kürtler ulus-devletlerle demokratik demokratik entegrasyon modeli ile düzenleyeceklerdir. Rejimin demokrasiye duyarlı olması durumunda demokratik uzlaşının sonuç almaması düşünülemez.

Entegrasyon ilkelerine bağlı olarak yapılacak yapısal demokratik ulus planının olacaktır. Demokratik ulus bir düşünceleridir; demokratik komünalizm, demokratik federalizm veya demokratik konfederalizm onun bedenleşmesidir. Zihniyetle ilgili olup olmadığı anlamı şudur: Demokratik ulus bir kavram, bir teoridir; Teorinin somutlaşması demokratik komünalizm, demokratik federalizm veya demokratik konfederalizmdir. Bu kavramlar ihtiyaca göre değiştirilebilir. Demokratik özerklik denilebilir. Ayrım şudur: Madde-enerji ilişkisinde enerji maddede formunu bulur. Bu, evrensel bir husustur. Ulusun da bir enerjisi ve bir de formülü vardır. Biçim kazanma veya bedenleşme ulus-devlette ayrıdır, demokratik ulusta ayrıdır. Demokratik ulusun oranları farklı, ulus-devletin özellikleri farklıdır. Dolayısıyla formları birbirinden farklıdır.

Bu noktada entegrasyonun ulusun demokratikleşmesinin somutlaşmasının ifadesidir. Ulus-devlet bütün yatırımları ulus-devlet olarak organize etmiştir. Zihniyet, duygu dünyası, bilinç, tepkiler ve hedefler hep ulus-devlet mantığına göre yapılmaktadır. Entegrasyon ürünleri ise yepyeni bir dil ve bilginin geliştirilmesi anlamına gelir. Bu da ancak ulusun demokratik bilincinin, kültürünün ve demokrasinin kurtuluşuyla. Bir arada yaşanmak isteniyorsa demokratik anlaşmaların kabul edilmesinden başka bir seçenek yoktur. Ulus-devletin her şeyi belirleme çabasına, demokratik ulus güçlerinin her şeyi ulus-devlet tekelinden yararlanan özgürleştirme çabasıyla cevap vermeliler.

Demokratik ulusların entegrasyon imkânı kazanacaktır. Çünkü entegrasyonu uçurumda siyaset değildir. Müzakere ve ticari ilişkilere hukuki güvenceye kavuşan bir hukuksal ulus-devletlerin sürgit şiddetleri ve yok saymayla karşılık vermeleri mümkün değildir. Esas olan teorik kısmın tamamıdır. Buna politik anlam kısmı da diyebiliriz. Oluşturulduktan sonra yapılacak şey teoriyi pratikleştirmektir. Onun da somut ifadesi demokratik siyaset ve hukuktur.

Bu noktada ulus demokratik güçlerinin bu statü formülüne, bu teorik çerçeveye göre hareket edip etmeyecekleri önem kazanır. Nereden, nasıl başlayacak, müzakerelerde nasıl bir tutumun alınacağı, kurumsal inşada, teoriyi yaşamsallaştırmada nasıl bir dil, üslup ve yöntemin uygulanacağı gibi konular da en az teorik yapının o kadar önemlidir. Güzel teorik doğrular vardır ki, uygulama zemini veya gücü bulamadıklarından unutulup gitmişlerdir. Bir toplumsal sorundaki yapının anlaşılamaması ve doğru

Önder Abdullah Öcalan (Demokratik komünal Manifestosundan)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir