Yaşamın kendisi algıları yıkma mücadelesidir. Bugün yaratılan her başarı, kazanım ya da başarısızlık algı sonucunda elde edilmiştir. Peki bizler yaşamımızdaki algıların ne kadar farkındayız? Ya da kendimizde yarattığımız algılar nelerdir? Mesela çocukken doğan güneşin bizi hep takip ettiğini sanmak. Bir kuş olup uçabileceğini sanmak… Bunlar gibi daha birçok şey kendimizde saf, temiz çocuk duygularıyla yaratığımız algılardır. Bir damla su saflığında bulunan bu duyguları bugünkü sistem, kendi çıkarlarına ‘kurban’ etmektedir. Sistemin algı anlayışı toplumun özünü boşaltmış yerine kendine hizmet edecek anlayışlarla doldurmuştur. Kadın olarak sosyal yaşamda güzellik algısıyla hep eksik hissetmek, sistemin güzellik çarkında kendi benliğinden, vücudundan, saçlarından nefret etmek. Toplumun temel yaratıcısı ve insanlığın ilk öğretmeni, kutsallığıyla bu topraklara bereketini yayan; Bir ana olarak; saçlarını bu kutsallığı öldüren sisteme süpürge etmek. Ya da geleceğin teminatı deyip iradesini hiçselleştiren, oyunlar oynaması gereken yerlerde öldürülen o çocuk… Buna rağmen hala yaşam diyebilmek ve güzel bir yaşam yaratmak için çabalamak…
