MA denilince akla ne gelir?
MA; alfabede bulunan iki harfin yan yana gelmesinden öte bir tarih, örtülmüş bir kadın gerçekliği, insanlığı besleyen bir yaşam olarak tanımlanabilir. “İnsanlık nasıl gelişip bugünlere kadar geldi?” gibi sorular birçok filozofun ve bilim insanının aklına takılıp kalmıştır. Bu soruya en yakın cevap; insanlığın oluşum çağlarında, birinci doğayla olan ilişkilerindeki olay ve olguların insan topluluklarında yarattığı değişimlerdir. Günümüzde bunun somut bir örneğini kadında görüyoruz. Kadın, binyıllar öncesinden başlayıp günümüze kadar kendisinde barındırdığı özellikler ile toplumun yaratıcı gücü, insanlığın temel varlığı haline gelmiştir. Fakat şu an yaratılmış sistem içerisinde gerçeğinden kopuk bir kimlik ile katliamlara, tecavüzlere maruz kalmakta. Simone de Beauvoir’ın “Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur” sözü günümüz gerçekliğini yansıtsa da kadının çarpıtılmış, yok edilmiş asıl özü birinci doğa tarihinde yatmaktadır.
Kadın; insanlığı doğuran, büyüten, bakan ve ilk eğitendir. Kısacası yaşam ve insanlık dediğimiz olgunun oluşumunda en etkili rolü oynayan varlıktır kadın. Tarihte Ana-Tanrıça inancının hakim olduğu; arkelojik kalıntılarda rastlanan iri göğüslü, iri yapılı kadın heykelleri ve duvarlara çizilen kadın resimleriyle ispatlanıyor. Bu heykellerde doğadaki en güçlü hayvan tanımına sahip olan aslanların bir kadın heykelinin yanında durduğu, kadının ayak yapısının da bir aslan pençesine benzediği görülüyor. Doğal toplum dönemlerinden kalma eserlerde kadının doğayla olan uyumu ve örgütlülüğü dikkat çekmektedir. Kadının özü ve varoluşu tüm evrenle, doğayla bağlantılıdır. Kadının evrenle, doğayla olan ilişkisi; sevgi, merak, ilgi ve emekle keşfedip yaratmış, bu da insanlığın toplumsallaşma yolundaki ilk taşlarını döşemiştir. Ana tanrıça, doğal toplumun öncüsü rolüyle; İnanna, İştar, Ninhursag, Tiamat…vb. isimlerle karşımıza çıkar. Bu tanrıçaların yaratmış olduğu değerler günümüz toplumunun da yaşam kaynağı olmaktadır. İnanna’nın “104 ME”si kendi toplumunun yaşam kaynağını oluşturan değerlerdir. Yani bugün sürekli bahsedilen; insanlığın kültürel, ahlaki ve toplumsal ilk değerleridir. Bu bir kadının emeği, merakı ve kutsallığıyla yaratılmıştır. İnanna’yı toplumun öncüsü yapan da aslında budur.
“Ana tanrıça, neden yaratmış olduğu değerlere ME ismini vermiştir?” gibi bir soru doğuyor akıllarda.
İnsanlığın mimetik çağdan mitik çağa geçtiği dönemlerde ME harflerinin nereden ve nasıl geldiği, Önder APO’nun geliştirmiş olduğu Manifesto’nun da konusu olmakta. Önder APO Manifesto’da sadece cins sorununun temeline değil, dilin ortaya çıkışına ve kadının toplumsallığı nasıl oluşturduğuna da ışık tutmuştur. Ana-Tanrıça; özünde doğadaki hava, su, ateş ve toprağın işleyişini düzenleyen; yaşamda ise insanlığa temel yaşam kaynağı haline getirendir. Doğal toplumda bulunan doğa-insan diyalektiğinde insanlar yaşam kaynağı olan doğaya inanmaktadırlar. Her canlıya, doğadaki her oluşuma anlam vermeye çalışırlar, doğanın en güçsüz varlığı konumundadırlar. Bu yüzden çevrelerinde bulunan her oluşuma; güneşin doğuşu, ayın yükselişi, şimşeklerin çakması, yağmurun yağması…vb. doğa olaylarına yükledikleri anlam; güç ve kutsallıktır. Bu güç ve kutsallığı merak eden kadın ise bilmeye, tanımaya, anlamaya başladıkça doğadaki duygusal zekada kendini bulmuştur. Bu şekilde Ana-Tanrıça iyi bir keşifçi, varlıkta iyi bir anlam oluşturucu olmuştur. Artık sadece kutsal görülen doğa değildir. Doğa şahsında kadın da kutsal görülmeye başlanır. Bunun bir örneği; kadının bedenindeki yaşam döngüsünün gökyüzünde yenilenen ay ile birlikte oluşu veya doğadaki güçlü ve kutsal görülen hayvanların bile kan akıttıktan sonra ölmesi fakat kadının kan akıtmasına rağmen yaşamını sürdürmesi onu kutsal kılar.
Doğurganlığı ile toplumun sürdürücüsü olan kadın; yine doğaya bakarak, doğayı gözlemleyerek çocuğunu nasıl yaşamda tutabileceğini öğrenir. Buna mimetik düşünce denir. Çevresinde bulunan hayvanları; ineği, kuzuyu, kuşları…vb. hayvanları taklit eder. İşte bu M ve N seslerinin oluşumu; kadının doğa ve hayvanlar ile kurmuş olduğu ilişkide açıklığa kavuşur. “Kadının Yazısız Tarihi” adlı kitap bu konuyu derinlemesine ele alır ve bu yönüyle okunmaya değer bir kitaptır. Kadın; ineğin ya da kuzunun çıkardığı seslerle, denizin hareketindeki dalgalarla, yan yana duran dağların yapısıyla kendi bedenindeki cinsel organının üçgen görünümünü, iki yandan desteklenen “V”nin içselliği ya da doğada bulunan yılanın kıvrımlarını ele alarak birbirini çağrıştıran hareketler ve şekilleri; birbirini çağrıştıran seslerle bir olduğunu sezerek varlıklara anlam verme yolunda daha çok ‘’M ve N’’ seslerini kullanmıştır.
Yani ilk dil yapısı, kimlik yapısı kadının doğadaki sezgileriyle oluşmuştur. Günlük yaşamda da kullandığımız en hayati kelimelerin mutlaka “Me ya da Ma” kökünden geldiğini görürüz. Günümüzde “may” Arapça su anlamına gelir. Aynı zamanda Tanrıça Tiamat’ın ismindeki “mat” da “may” kelimesini çağrıştırır ve zaten Tiamat tuzlu su tanrıçasıdır. ‘’Me’’ İngilizce “benim” anlamına ‘’mother’’ ise ‘’anne’’ anlamına gelir. “Meme, memik” annenin emzirme organıdır. Kürtçe’de “mê” dişi, “metê” hala anlamına gelir. Bunun gibi birçok dilde örnek verilebilir.
Bugün dünyaya gözlerini yeni açan bir bebeğin çıkardığı ilk ses çoğunlukla “mamma”dır. Buradan anlaşılan şudur; kadının çocuğuyla ilk iletişimi Ma kelime kökenine sahip sözcüklerden oluşur. Topluma yön veren, varlıklara kimlik kazandıran ana-tanrıça toplumda bulunan bilim, edebiyat, sanat, felsefe konularının temel yapısı olan dilin asıl yaratıcısı kadındır. Bu dil ‘’Ma’’ ve ‘’Me”den başlamış, günümüzde toplumların en belirgin özelliklerinden biri olmuştur. Kadın, dili yaratarak insanlığı mimetikten mitik döneme geçirmiş, böylelikle toplumsallığı inşa etmiştir. Denilebilir ki toplumsal inşa demek; “MA” olmaktır, oluşmaktır. Yani “hem ben, hem biz olmaktır!”. Bu eski kabile dilinde evrenin doğurucu, koruyucu ve inşacı karakterine işaret etmektedir. Toplum, evrenin bu özelli0ğini taşımaktadır. Evren arayışı, anlamın adıysa; ana tanrıça da arayışın, buluşun, keşfin, anlamın, inancın, bilincin ve bilimin adıdır.
Anlamın dili, evrensel bir sevgi dilidir. Yaşamı, doğayı, toplumu, insanı sevmenin; yerel ve evrensel olan Me değerlerine hürmetin dilidir. Sanal değil, ciddi ve hakiki bir dildir. Çözümleyici, yapıcı, inşa edicidir, bugünkü toplumun kültürel yapısını oluşturandır. İnanna’nın ME değerleri; bugünkü topluma ışık tutan kadının kültürel yapısıdır. Tarihten günümüze, günümüzden ise dünyaya bakıldığında APO’cu hareketin ortaya çıkardığı özgür kadın kimliği, dünyadaki tüm özgürlük ve kadın mücadeleleri; MA kültürünü temsil etmekte ve bunun savaşını vermektedir. MA kültürü; tarihte İnanna şahsında korunmuş, günümüzde ise Beritanlar, Zilanlar, Berivanlar, Rahşanlar, Ronahiler ve daha binlerce kadın kahraman şahsında korunmuştur. MA kültürü yaşam kaynağı olmakla kalmamış, bir direniş kültürüne dönüşmüştür.
Avzem
