Kadın… erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış olan, tanrıların aklından düşmüş olan, kolayca aldatılabilen. En işe yarar köle, yalnızca soyu devam ettiren bir araç, erkeğin cinsel arzusunu tatmin eden en güzel varlık…

Ve her zaman günahkâr, fitneci, huzursuzluk çıkaran ve işe yaramaz…

Acaba kadın hakkında söylenen bu yanlış sözleri kaç kez duyduk? Kaç bin yıldır bu sözler ve uygulamalar yüzünden özgürlüğümüzden ve kadın kimliğimizden uzak bir yaşam sürüyoruz? Havva’nın günahkârlığı anlatısı üzerinden bütün kadınlar nasıl günahkâr varlıklar olduklarına inandırıldı? Bu düşünceleri kim oluşturdu, bu düşünceler temelinde kadın etrafındaki toplumsal yapı kim tarafından parçalandı?

Merlin Stone, kadınlık hakkındaki çelişkileri ve kadınların tarihsel gerçeğini ortaya çıkarmak için birçok önemli sorunun peşine düştü; San Francisco’dan Beyrut’a kadar şehir şehir dolaştı ve kitaplar arasında gerçeğin izini sürdü. Tarihin nasıl çarpıtıldığını ortaya koyabilmek için, kadın egemenliğini kültürlerinde ve dillerinde hâlâ koruyan birçok toplumu inceledi. Müzelerde, tapınaklarda, manastırlarda ve toprağın altında saklı höyüklerde kadın heykellerini ve kadın inançlarını araştırdı. Binlerce kitaba yöneldi; yazıların satır aralarında unutulmuş kadın özünü aradı.

Merlin Stone nereye gittiyse, neyi gözlemlediyse ve neyi araştırdıysa, kadının gizlenmiş tarihiyle yüz yüze geldi. Araştırmalarında insanlığın gerçek tarihini gördü. Binlerce yıl boyunca zalimlerin eliyle yok edilen ve örtbas edilen insani değerleri gün yüzüne çıkardı. Bugün yoksul köleler gibi tanımlanan kadınların kutsal gerçekliğinin, zulüm ve iktidar eliyle nasıl ters yüz edildiğini açıklığa kavuşturdu. Bu kitapta, tarihin nasıl çarpıtıldığını ve bu tarihin gerçek yüzünün ne olduğunu kadın şahsında göreceğiz. Peki gerçek tarihin cevabını kim verecek; bu kadın kimdir?

O kadın TANRIÇA’dır. Havva, İştar, İnanna, İsis, Arinna, Nanna ve adı yazılmamış, adı duyulmamış binlercesi… Bu tanrıçaların şahsında kendi cevabımızı bulacağız. Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış bir varlık hâline getirilmiştir. İştar, tapınaklarda bir fahişe olarak tanıtılmıştır. Lilith, lanetiyle hemcinsi Havva’yı aldatan biri olarak gösterilmiştir. Afrodit ise güzelliğini, zarafetini ve estetiğini yalnızca Zeus için kullanan bir tanrıça hâline getirilmiştir. Sonuçta yeryüzündeki bütün tanrıçaların bir erkeğe bağlı olduğu iddia edilmiştir. Oysa bu, çarpıtılmış tarihin kendisidir. Gerçek ise belki Adem ile Havva hikâyesinde değil; farklı toplumların yaratılış anlatılarında görüldüğü gibi, kadının yaşamın temel rolünü her zaman koruduğunu gösteren anlatılardadır.

Tek tanrılı dinler, tanrıça kültürünü bastırmanın ve ortadan kaldırmanın bir aracı hâline gelir. Toplum üzerinde sonsuz egemenliklerini kurmak isteyen tanrılar, ilk olarak kadınlar tarafından oluşturulmuş değerlere saldırırlar. Dinsel bir buyruk gibi, toplumun bilincinde kadına ait değerleri lanetlenmiş olarak gösterir ve toplumu bu “laneti” yok etmeye teşvik ederler. Bu nedenle tapınakların yıkılmasının, heykellerin parçalanmasının ve belgelerin yakılmasının en kutsal görev olduğuna toplumu inandırırlar. Bu uygulamalar sayesinde kadının gücü üzerine karanlık bir perde çekilir ve kadının tanrıçalığı toprağın altına gömülür. Ancak Merlin Stone, günümüze ulaşan inançları gözlemleyerek ve yok edilemeyen bazı heykelleri inceleyerek kadının varlığını ve kutsallığını açık ve aydınlatıcı bir biçimde ortaya koyar. Egemen dinlere karşı varlığını sürdüren inançlarda, kadının sesinin ve renginin hiçbir zaman tamamen susturulamadığını, kadının kutsallığının yaşamaya devam ettiğini görür. Bu inançları yaşatan toplumlarda ise kadının gücü çok daha belirgin bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Merlin Stone’un yolculuğuyla biz de bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kadın olarak, bu kitabın her cümlesinde, kökü katillere uzanan gelenek ve göreneklerin yaşamın her alanında bize gerçeği su gibi içirdiğini görüyoruz. Ancak aynı zamanda, erkek egemen zihniyetin bütün çabalarına rağmen kadını özünden bütünüyle koparmayı başaramadığını da anlıyoruz. Tarihe bakışımız, kadının günahkârlığı ve erkeğin üstünlüğü anlayışından uzaklaşarak, toplumu ahlaki ve siyasal ilkeler doğrultusunda yöneten tanrıça kültürüne yöneliyor. Gizlenmiş tarih, kadınların emekleri ve mücadeleleri sayesinde her geçen gün biraz daha gün yüzüne çıkıyor ve yeniden yazılıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir