“Nasıl Yaşamalı sorusuna verilecek yanıt ancak bir roman olabilir.’’

Rêber Abdullah Öcalan

       İnsan alemi olarak 5.yüzyıldan beri soru işaretini kullanmaya başlamışız. Fakat sorular sorma tarihimiz çok eskilere dayanıyor. İlk insandan bu yana hep sorular soruyoruz. Belki de daha insan olma evresine gelmeden önce, hücrelerimizde, kendi sorularını sorup arayış için insan olmaya yönelmiş olabilirler. İşin özü hücrelerimize varana dek bir şeyler arıyoruz, var olan ile yetinmiyoruz, ötesi olduğunu hissedip keşfedebiliyoruz. Nasıl bir meraktır bu, bin yıllar geçse de tükenmiyor. Sorular bizlere eylemsellik, arayış ve tutku kazandırıyor. Sorulara bulduğumuz cevaplar da insan olarak anlamımızı güçlendiriyor. O yüzden soru sormak ve cevap aramak, nefes almak kadar insani ve bizlerin anlamı ile bütünleşmiş bir eylem. O yüzden şimdi sizlere bir sorum var ya da birkaç tane…

      Sizin en cesurca sorduğunuz soru hangisiydi? Derin zorlanmalar ve çelişkilerden sonra tüm cesaretinizi toplayıp yaşama karşı yönelttiğiniz ve cevabını bulduğunuzda tüm yaşamınızın akışını değiştiren sorunuz hangisiydi? Umarım böyle bir soru sormuş ve cevabını bulmuşsunuzdur. Hiç böyle bir sorunuz olmadıysa o zaman yaşamın sorunsallığının asıl sebebine cesaret ile bakmaya daha yönelmemişsinizdir.

       Yanlışı görüp, doğru soruyu sorabilirsek doğru cevabı bulabiliriz. Yanlış sorular yanlış cevapları ve yanlış yaşamı da beraberinde getirir. İnsanın içindeki şu anlam arayışı, yaşamın sonsuz akışının bir esası. Durdurulamaz bir tutku. Anlama ve daha anlamlı olana ulaşma arzusu. En zirveye çıkabilme coşkusu, sadece bunu hayal edebilmenin dahi yarattığı, zirveden ufka doğru atılan o gururlu bakış. Aşağıdan boynumuz acıdan tutulana kadar zirvelerin manzarasına bakacağımıza tüm cesaretimiz ile soralım o halde. Rus devrimci Nikolay Çernişevski’nin günümüzden yaklaşık 163 yıl önce, 4 aylık bir sürede zindandaki hücresinden tüm insanlık adına sormaya cesaret ettiği gibi.. Nasıl Yapmalı? Romanın yeni insanları olarak adlandırılan Vera ve Kirsanov neyi, nasıl yaptılar? Bir kitaptaki hayali kahramanlar mı bu karakterler yoksa insanın en olması makul birer örneği mi? Çernişevski’nin 4 ayda zindandaki hücresinde yazdığı, tüm sosyalist arayışçıların ‘nasıl yapmalı’sına verdiği yanıt, ‘Vera’ adındaki bir kadının yaşamı mı? Okuyunca anlaşılacak belki ama bilmelisiniz ki tabi ki de daha fazlası.. İradeli ve sade insanların, kötü olana, geriletene karşı durabilme gücü Vera, ya da daha fazlası..

      Romanda geçen çarpıcı cümlelerden biri olan ‘’toprak ne denli kötü olursa olsun, bu toprakta sağlam başaklar yetişmesini sağlayacak mini minnacık da olsa, sağlıklı parçacıklar bulunur.’’ sözü, bir çok devrimci düşünceleri doğurdu. Çernişevski bu soruyu sormaya cesaret etti ve Lenin’e ilham kaynağı oldu. Lenin bu kitabı okuduğunda 14 yaşındaydı ve kitap için şu sözleri dile getiriyordu; “benim ağabeyim bu kitaba vurgundu; ben de vurgunum’’. Ardından bu etkilenmesi ile 1901-1902 yıllarında o da kendi sorusunu sordu’’ Ne Yapmalı?’’. 70 yılı aşacak bir reel sosyalizim cevabı ile ne yapmalıyı ve ne yapmamalıyı da biz insanlık için cevapladı.

    Tüm bu sorunların ve soruların derin etkisi ile insanlık adına ‘nasıl yaşıyoruz’u sorgulayarak kendi cevabını arayan Önder APO ise ‘’Liberalizmin ideolojik saldırısı karşısında nasıl yaşamalı, ne yapmalı ve nereden başlamalı soruları aciliyet kazanır.’’ diyerek anlamı arayış yolunun öncüsü olmuştur. Cevabını 52 yıllık amansız bir mücadele ile vermiş ve hala da vermektedir. Bu cevaplarından bir kısmında şöyle dile getirmektedir:

’Nasıl yaşamalı, ne yapmalı ve nereden başlamalı sorularına verilecek ilk ortak cevap sistemin içinden ve sisteme karşıtlık temelinde başlamalıdır. Fakat sistemin içinden sisteme karşıtlık, eski bilgeler düzeyinde her an ölüm pahasına hakikat savaşçılığını gerektirir. Nasıl yaşamalı nereden başlamalıyla iç içe olacak şekilde, modernitenin bir zırh gibi giydirdiği deli gömleğini çıkarır misali nefret ederek bu yaşamdan vazgeçeceksin. Gerektiğinde her an kusarak mideni, beynini ve bedenini içindeki bu yaşamdan arındıracaksın. Sana kendini dünya güzeli gibi sunsa bile, içindekini kusarak yanıt vereceksin. Diğer iki soruyla iç içe olarak, ne yapmalı sorusuna sisteme karşı hep eylemlilik biçiminde bir karşılıkla yanıt vereceksin. Ne yapmalının cevabı bilinçli ve örgütlü pratiktir. Hakikat savaşı kapitalist modernite çarpıtmasını kabul etmez. Onunla yaşayamaz. Dinlerin ilk doğdukları dönemdeki elçi ve havarileri gibi yaşamayı bilmedikçe, hakikat peşinde koşmadıkça hakikat savaşı verilemez, verilse de başarılamaz. Ortadoğu’nun yenilenmiş kadın tanrıça bilgeliklerine, Musa, İsa ve Muhammed’lere, Saint Paul’lara, Mani’lere, Veysel Karani’lere, Hallac-ı Mansur’lara, Sühreverdi’lere, Yunus Emre’lere, Bruno’lara ihtiyacı vardır.’’(D.U.M. 4.savunma)

     Yani sorgulamalar ile an’ı aşan insanlara ihtiyaç vardır. Hayatı anlamaya çalışma arzusu aslında geçen an’ı aşma arzusudur. Bizlere ‘anı yaşa’ diyen kapitalizmin baskılarını aşarak an’ı değil yaşamın geçmişini, geleceğini ve bugününü anlamaya çalışma, işte bu insan olmaya, özgür bakmaya götüren adımın ta kendisidir.


     Bu temelde nasıl yapacağımıza ve yaşayacağımıza yanıt esasında yapma iradesini göstermektir. İnsan dediğimiz şey aslında yapma iradesidir. Değil ki bizler nasıl yaşamamız gerektiğini bilmiyoruz. Biliyoruz fakat yapma iradesini gösterme eylemine geçmiyoruz. Soru sormak bu iradeye geçişin bir başlangıcıdır. Bu anlamda sorular bizleri birçok yere götürebilir. Fakat yaşamın nasılını sormak bizi kendimize getirir. Gördünüz mü, bir soru bizleri nerelere getirdi?

              Omedya Zülfikar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir