Onuncu İslami yüzyılın başlangıcına tekabül eden 16.yüzyılın başında Safevi devletinin yükselişi ve resmi inanç biçimi olarak Şiiliğin ileri sürülmesi sadece İran halkları için değil, aynı zamanda komşu Sünni ülkeler için de önem arz eden bir noktadır. Başından itibaren Şiilik, acı ve şehitlik anlamı ile toplumlara aşılanmış, hakeza bu durum kendi iç yapılanmalarında da güçlü bir dinamik açığa çıkartmıştır. Dolayısıyla da tarihsel olarak İslam tarihinin şekillenmesi de birçok mesih hareketlerine de ilham olmuştur. İran tarihsel olarak bu anlamda 2500 yıllık bir rejim saltanatı ile süregelmektedir. Böylesi bir saltanatın zihniyet olarak kendi varlığını amansız bir şekilde sürdürebilmesinde geçmişin ya da tarihin önemli bir rolü olmaktadır. Yani sadece bir inanç biçimi değildir yaratılan durum. Örneğin Timur’un zamanından önceki yüzyıllardan itibaren İran’ı bölen yerel hanedanlar, etnik kökenler ve kültürlerden oluşan başka türlü farklı bir mozaiğe bir dereceye kadar uzlaşma getirdiler. Safeviler böylece İran’ın Memalik-i Mahruse’sini yeniden inşa ettiler. Bu anlamda İran’ın maddi kültürünü korudular ve bir İslam felsefesi ve teolojisi geleneğini somut hale getirmeye yardımcı oldular.

Avrupa ile diplomatik ve ticari bağlar kurmaları ve İran’ın Batı modernliğiyle ilk karşılaşmalarını kolaylaştırdılar. Böylesi bir gelenekten gelen İran rejimini anlamak önemli olduğu kadar günümüz sosyolojisini tanımlamak açısından aydınlatıcı olmaktadır. Bu anlamda İran, coğrafi veya siyasi izolasyon içinde ortaya çıkmadı, dünyayı erken modern zamanlarda, yeni uyanımlarla, genişleyen coğrafi etkenlerle, servet birikimleri ve teknolojik gelişmeler içerisinde küresel değişim ve dönüşüm içerisinde özelde kimi süreçlerde ön plana çıktı. Bunun yanısıra şuan bölgede yaşanan toplumsal sorunlar İran rejiminin bir sonucudur. İran halkları ve Kürt halkalarının yanısıra birçok kültür ve kimlikten toplulukların bulunması bölgenin olağanüstü bir mozaiye sahip olduğunu da göstermektedir. Bununla birlikte her topluluk İran Rejiminin sistematik özel savaş politikalarına da maruz kalmış ve bu yüzden topluluklar olabildiğince içe büzündürülmeye çalışılmıştır. Tarihi olan bir halk gerçekliği ve İran rejimi! 1979 Pehlevinin yıkılışının hemen ardından Humeyniler ‘’Fakih Vesayeti’’ kurma ile İslam Cumhuriyetini kurmayı amaçlayarak saltanatını devam ettirmeye çalıştı-çalışıyor. İran rejimi de bu yüzden dış güçlere karşı hep kapalı kalmayı esas alarak İngiltere himayesinde varlığını sürdürmeye devam etti. Tarihden de anladığımız kadarıyla İran içerisinde ve dışarısında İslam Devrimi etkili başlıca konulardan olmuş ve bu durum özelde gençler ve üniversite gençliği tarafından örgütlendirilerek topluma mal edilen bir devrim olarak öne sürdürülmeye çalışılmıştır. Hatta Hameney dini eğilimli insanları daha aktiv kılarak kendi servetinin büyük bir kısmını bu kesimlerin kazandırdığı maliyet ile edindi. Şimdi eğer İran erk zihniyetinin köhnemiş zihniyetini tarihten günümüze analiz ettiğimiz zaman birçok gerçekliğin nasıl tersten okutulmaya çalışıldığını şuan var olan bölgesel gelişmelerden de anlamak zor olmayacaktır.
İslam Cumhuriyetinin sosyal ve toplumsal en itici gücü cinsiyetçiliği kendi denetiminde tutmasıdır. Kadınların İran anayasasındaki sözde statüsüne sadık kalmasını ‘kutsal ana’ statüsü, İslam Cumhuriyetinin ataerkil gözüyle bakılmasını ve ona itaat etme muamele etmesi ötesine geçmemiştir. Rejimin ve onun hukukçuları bilinçli bir şekilde şeriatın erkek egemen standartlarının sınırladığı hukuk ile kadına yaklaşım olarak belirledi. Bunun yanısıra kadınların özelde genç kadınların sadece fiziksel görünümünü değil, aynı zamanda sosyal ve toplumdaki rollerini belirleyen bir hukuk sistemi oluşturulmaya çalışıldı. Böylelikle İslamiyet adı altında kılıfladığı yasalardan biri olan zorunlu başörtüsü kullanımı ve iffet kanunları en fazla uygulanan şiddeti ortaya çıkarttı. Özelde genç kadınların başkadırısı olan Jina Amini-Jın Jıyan Azadi ayaklanmasında en aşağılayıcı tutuklamalar, gözaltı, kırbaç cezaları ve ölümlerle güya dini görevlerinin yerine getirildiği topluma en korkunç bir biçimde gösterilmeye çalışıldı. Bu durum topluma ve onun en dinamik yapısı olan genç kadınlara dönük en vahşi yönelimlerden olmuştur. Yine bu ayaklanmadan önce de tüm sokaklarda, restorantlarda ve akla gelebilecek her yerde zaten başörtüsü takma bir İslami görev olarak topluma belletilmek istendi. Yine bu durum kadınların onurunu kazandırma safsatalarıyla, kıyafetlerden gösterişli makyajlara kadar dini görevleri yerine getirme adı altında yapıldı. Ataerkil bir toplumda genç kadınların ve çocukların durumu, şiddet ve sosyo-etnik önyargılar, uyuşturucu bağımlılığı, fuhuş, entelektüel umutsuzluk ve alternatif arayışları bu dini inançlar çerçevesine indirgenmeye çalışıldı.
Özelde Genç Kadınlar için başörtüsü ve erkekler için yakası düğmeli gömlekler giyilmesi şartıyla, kız-erkek kardeşçe bir etkileşime izin veriliyor ve güçlü bir fedakarlık ruhu, silahlı mücadele ve kahramanlaştırma aşılanıyordu. Devrimin onaya attığı karmaşık sorulara hazır bir kuramsal yanıt paketi sağlandı. Şimdi bu anlamda günümüze gelindiğinde ise savaşın da getirmiş olduğu çok büyük tahribatlar ardı sıra gelmemektedir. Genç kadınların intihar vakaları artık öyle bir duruma gelmiş bulunmakdır ki 15 yaşlarındaki iki kız kardeşler ekonomik ve açlık nedenlerinde dolayı Kırmanşan gibi tarihsel bir geleneğe sahip olan kentte kendilerini altıncı kattan atarak intihar ettirildiler. Bu gibi vakalar çok fazla bu yüzden bu durumu genç kadınlarla izah etmek doğru olmayacaktır ki bu intiharı yaptıranın ta kendisi İran Molla Rejimidir. Yine özelde Güney Rojhılat olan Kırmanşan ve İlam kentlerinin son direnişleri ve ayaklanmaları bilinmektedir. Tahran öncülüğünce -her ne kadar tüccarlar ön plana çıkartılmaya çalışılsa da- Kırmanşan, İlam, Şahabat ve Melekşah’daki genç kadınların ayaklanmaları ve vahşice katledilmeleri sıradan bir durum olamamaktadır.

Yine bu ayaklanmaların en ön saflarında Genç Kadınlar yer aldı ve bedenlerini siper ederek Rejime karşı durdular. Bu genç kadınlar kentlerini birkaç saat içinde kendi hakimiyetleri içerisinde tutarak özerkliklerini ilan ettiler. Fakat molla rejimi öyle bir bastırma politikası izlediki birkaç saat içerisinde gözlerimizin alışmadığı bir katliam tablosuyla karşı karşı geldik. Bir çok genç kadın ve tüm kadınlar kafalarından, kalplerinden ve rahimlerinde vuruldu ve bu toplumsal bir uyarı şeklinde halka içerilmeye çalışıldı. Böyle yaparak topluma bir mesaj verilmeye çalışıldı. Yine Kürtlerin yoğunlukta oldu diğer bir alan Erdelan bölgesine bağlı olan Sıne diğer adı ile Sanandaj şehri bilinmektedir. Bu şehir her zaman Genç Kadınların kendi isyanlarıyla öne çıkmış önemli bir şehirdir. Burada da izlenilen özel savaş politikası çocuklar ve genç kadınlar şahsında devam etmektedir. Özelde fuhuş ve şiddet en fazla bu kesimler üzerinden yapılıyor olması sıradan bir durum değildir. 2 çocuk kendi aileleri tarafından bir odaya kilitlenerek açlık ve şiddet ile terbiye edilmeye çalışıyor. Burada bir molla zihniyeti yatmaktadır. Şuan rejimin zındanlarında da aynı politika ve işkence yöntemleri izlenmektedir. İran rejimi Evin zındanı başta olmak üzere tüm zındanlarda direnen genç kadınları, onur kırıcı yöntemleriyle ıslah etmeye çalışmaktadır. Bu durum toplum da bir zihniyet oluşturmak amaçlı yapılıyor.
Örneğin JIN JIYAN AZADİ ayaklanmalarında gözaltına alınan ve tutuklanan tüm genç kadınlar tecavüz ile bastırılmaya çalışılmıştır. Şuan bile zındanlar o dönemin ayaklanmalarından dolayı tutuklanan genç kadınlarla doldurulmuştır. Zaten iran rejimi bu zındanlarda öyle bir vahşet uyguluyorki eğer tahliye edilmişlerse de hemen ardından intihar vakaları olmuştur. Burada bahsetmek istediğimiz şey birkaç vaka değildir birçok onlarca hatta yüzlerce genç kadın kendi yaşamlarına tahliyeden hemen sonra son vermiştir. Hatta besicler idam edilen genç kadınların çoğuna tecavüz edip idam ettikten hemen sonra, ailelerine bir paket çikolata ve çiçekler ile gidip kızınızı cennete gönderdik hakaretinde ve onursızluğunda bulunuluyor. Tüm bunlara rağmen ayaklanma durmuş değil. Bu vahşi ve onursuzluğa hala isyan eden, demokrasi ve özgürlük arayışı gösteren binlerce genç kadın hala ayakta ve direnmektedir.
Yine Kürt genç kadınlarının yanında İranlı genç kadınları da anlamak ve doğru okumak lazım. Bir çok genç kadın pisikolojik olarak öyle bir bastırılıyorlar ki sokakta yürümek bile onlar için bir eziyet olmanın ötesinde değildir. Çoğunlukla İranlı genç kadınların eğitimleri de “İslami kız kardeşler” olarak tanımlanır ve iffetli hayatlar yaşamak için başörtüsüne ve şeriatlara riayet etme temelinde verilir. Yine ordularında da bu genç kadınlar eğitilerek sokaklarda gövde gösterileri yaptırılır. Ahlak polisi bu durumların en göz önünde hatta gündelik yaşamın her alanında en fazla görülen bir durumdur. Bakın bu ahlak polisi olarak bilinen kadınlar genç kadınları en fazla baskılayan kadın kesimleridir ve sürekli olarak onların nasihatlarıyla karşılaşırlar.
Hatta topluma bir model olarak da enjekte ettirilmeye çalışılır. Şimdi hem İran’lı hem de Kürd genç kadınlarının bu durumlar karşısındaki direnişine gelirsek olağanüstü bir irade olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Çünkü hem toplumsal anlamda hem de siyasi-politik anlamda güçlü bir arayışçılardır. Demokratik ve özgür toplum arayışları aslında bu ayaklanmalardan ve isyanlardan da görülmektedir. Tüm genç kadınların tek bir yürek olup attığı demokratik ve özgür yaşam çığlıkları hala devam ediyor. Tek amaç anlamlı, özgür ve demokratik ilke arayışlarıdır. Statüsüz bıkarılan toplumların özgür ve eşit yaşam koşullarının hukuki olarak da yerine getirlmesi ısrarı var. Bu anlamda her genç kadın kendi iradeleri ile yaşamı anlamlı kılma mücadelesi vermektedir. Bu temelde istenilen toplumsal değişim ve dönüşüm İran’da ki tüm halkların Fars, Azeri, Kürt, Belluc, Arap, halklarının eşit ve demokratik şekilde kendi kendini yönetebilme haklarını ve yaşam alanlarının oluşturulmasıdır. Bu halklar mozaiği artık halkların birlik içinde yaşamasını istiyor. Bu rejime ve onun sistemine karşıdırlar. Bu kadar önemli bir halklar bileşinin iradesinin tanınması ve kendi kendilerinin demokratik ve özgür bir şekilde yaşama isteği var. Özelde genç kadınların bu anlamda radikal çıkışları da oldu, olmaktadır. Bu arayışlar her ne kadar İran rejimi tarafından bastırılmaya çalışılda da ayakta dimdik duran ve geleceğe umud veren Kürt ve İran’lı genç kadınlar var. Bu anlamıyla da yaşamı özgür ve demokratik temelde inşa etme tutukusu var!
Viyan Mohamadi
