Yaşam boyunca kendimizce oluşturduğumuz veya oluşturulan ölçülere girdiğimizi hissettiğimiz bir çok an vardır. Bazen kendimize neden bunu yapmak zorundayım, benim farklılıklarımı neden kabul etmiyorlar veya ben farklılıkları neden kabul etmiyorum? gibi birçok soru ve sorgulamalarımız olmuştur ve olmaktadır. Bunu bir çok anımızda fark etmişizdir. Bununla ilgili metafora dönüşenbir mit vardır. Prokrustes adlı bir hancının iyi niyetli görünüp hana gelen misafirlerine dinlenmeleri için bir yatak gösterir. Bu yatak Prokrustes’in oluşturduğu yatak ölçülerindendir. Gelen misafirlerini iyi ağırlıyormuş gibi görüntü vererek bu yatağa kısa gelen kişileri çeşitli aletler ile uzatmakta ya da uzun gelen insanları ise farklı aletler ile uzuvlarını kesmektedir. Onun bu yatağı kendince oluşturduğu bir ölçüdür ve gelen herkes ona göre olmak zorundadır. Prokrustes yatağı böyle isim alır.
Günümüzde bu yatak devlet, erkek, kapitalizm gibi isimlendireceğimiz bir çok sıfat almaktadır. Belki alnalar ve yöntemler değişsede varolan ölçüleri yaştacak prokrustesler her zaman vardır. Bunu bir çok alanda bizler görmekteyiz. Eğitim, ekonomi, sağlık v.s. toplumsal bir çok kurumsallaşmalarda görüyoruz. Her birinin bir standardı bulunmaktadır ve buna uygun olanlar ve uygun olma haline getirilmeye çalışılanlar vardır. Bizi, bizleri koymaya çalıştıkları bu standartlara göre olmayınca farklı yöntemleri ile o yatağa göre şekillendirmektedirler. Eğitim gören gençlerin önüne koydukları sistemler ile belli bir standart yaratılmış ve buna göre olunması için yöntemler geliştirilmektedir. Herkes aynı sınavlardan geçmeli, aynı puanları almalı ve belirledikleri süre sonunda da yine kendi standartlarına göre yaşamalılardır. Buna uymaları için yetersiz yani o yatağa göre kısa olanlara baskılar yaparak uzatmaya çalışırlar ya da daha uzun ise farklı tanımlamalar ile zeka seviyesine dair psikolojik tabirler ile kişinin özgüven eksikliği hissetmesini sağlarlar. Böylelikle kendi kurdukları düzene uyanlar ortaya çıkarlar.
Bu yaşamın her alanında ortaya çıkan bir durum olmaktadır. Bugün özelde kadınlara dayatılan bir durum olarak kendini zorla beğendirtme, keyfi ve acımasız kalıplara (estetik v.b. operasyonlar) koydurtma tek tipleştirme dayatılmaktadır. Bin yıllardır şekilden şekle koyulmaya çalışılan bir kadın ortaya çıkmıştır. Erkek kadını her zaman bir prokrustes yatağına yatırır ve gücü yettiğince kesip biçer. Önce dış görünüşüyle ilgili yapar bunu daha sonra gülmesine, duygularına ve düşüncelerine işleyene kadar kesip biçmeye devam eder.
Algılarda oluşturulan o zorla aslında irade dışı yatılan o yataklarda kendini kesip biçen binlerce kadın olmaktadır. Bir güzellik algısı oluşturulmakta ona göre şekil ve kalıplara koyulmaktadır. Artık kendi benliklerinden çıkmış ve bu o kadar içselleştirilmiştir ki çok normal gelmekte ve kendi kendimizi o yatağa yatırmaktayız. Din olgusu ile konulan kalıplar, liberal bakış açısıyla oluşturulan şekillenmeler, algoritma(algoritmik mi?) kalıplar… bunların her biri bir prokrustes yatağından ibarettir. Bazen ise bu prokrustes yatağına göre olmayınca da kendimizi suçluyor, yetersiz olduğumuzu hissediyor, özgüven eksikliği ve alternatifsiz bir durumda olduğumuzu düşünüp o masaya kendi irademiz dışında yatıyoruz. Aslında bizi oraya yatıran bir çok toplumsal baskı ve yönlendirme mevcuttur.
Tabi birde düşüncelerimizde kendi kendimize kurduğumuz kalıplar vardır. Bizlerin çevremizdeki insanları buna göre şekillendirmesi ne kadar da çoktur. Çok kolay kuracağımız bir arkadaşlığı dostluğu olmasını istediğimiz gibi bir hale getirmeye çalışıyoruz. Kardeşimizi annemizi veya herhangi birini… her bir insanı sevmemiz veya iyi geçiniyor olmamız kendimizde kurduğumuz ölçülere göre olmaktadır. Mutlaka bir insanın kendi ölçüleri olmalıdır. Bunlar zorlayan kalıplara koyan şekilde olmamalıdır. Ölçülerimiz yaşam disiplini, özverisini verir ama eğer koyduğumuz bu ölçüler insanı geliştirmek için midir yoksa kalıplara koymak mıdır bunda ölçülerden bahsedemeyiz. O prokrustes yatağına sığacağız diye kendi benliğimizden ne kadar ödün vermişizdir ya da verdirtiyoruzdur. Bir çoğumuz kendini bil’meden yaşamaktadır. Hepimiz birbirimize ne kadar da benzemişiz. Bu nedenle ‘herkes aynı’ kavramı çok dile gelir. Kapitalist modernite, sistemler her biri farklılıkları ortadan kaldırmak için uğraşmaktadır. Farklı olmaya çalışan, ses çıkaran da farklı yöntemler ile susturulmaya çalışılır. Farklılaşmaya çalışan her kadın, her insan bir gün tutuklanır, bir gün kaçırılır, bir gün katledilir.
Bu nedenle bizlere dayatılan ve sistemin üzerimizde oluşturduğu fikirlerimizi etkileyen prokrustes yatağından kalkmak lazım ve kimseyi ona göre yargılamamak gerekir. Kendi fikir dünyamızı düşüncelerimizi değiştirmekle başlayıp dünyayı değiştireceğimizi bilmeliyiz. Bir insanın değişimi toplumun değişimidir. Her zaman erkeğin onayından geçmeye çalışan, kesip biçmesine izin verirsek bizim çok temel özgürlük sorunumuz ortaya çıkar. Erkeğin düşüncelerinden kopmuş hem fiziki hem ruhi olarak kendi yaşam disiplinine göre yaşayan bir kadının özgürlük ölçüleri yüksektir. Özgür kadını yaratmak kendini tanımakla mümkün olacaktır. Prokrustes yatağını hem kendi düşüncelerimizde hemde kurdukları bu düzen içinde yıkabileceğimizi biliyor bu nedenle Prokrustes yatağını yıkma zamanı!
Azime Sel
