Zoya, 18 yaşında Nazi işgaline karşı direnişin manifestosunu yazan bir partizandır.

Zoya 18 yaşında, ‘yaşam’ın inceliklerini insanların zihnine nakşeden, direnişin küresel bir özgürlüğü haline geldi. Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ni zor günlerde işgal eden, işgale karşı savaşan bir partizandı.

Zoya, maruz kaldığı ağır silahlara rağmen ağzından tek bir kelime bile çıkan ve Nazi askerlerine bilgi uygulanan genç bir kadındır; asılarak idam edilir, bununla birlikte da kalınmaz ürünlerine dahi uygulanır.

Her ne kadar, aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, halkların zihninde yaşadığı işgale karşı duran ve sosyalizm için mücadele eden cesur, direnişçi bir kadın olarak görülüyor.

Zoya Kosmodemyanskaya, 13 Eylül 1923’te Rusya’nın ülkesindeki Gavrilovsky’de dünyaya gelir.

Zoya, ‘yaşam’ anlamındadır. Zoya da yaşadığım hakikati ve nefesiydi.

Kısa sürede yaşadıklarının büyük bir anlamı ve hissiyle yaşadı. En önemlisi de yürüdüğü yolda hiçbir zaman olumsuzluk yaşamadı.

Zoya 6 ömrü ailesiyle birlikte Sibirya’ya gider. Aile, bir süre Sibirya’da kaldıktan sonra 1930 yılında Moskova’ya geri döner. Zoya henüz 10 yaşında hayatta kalanların hayatlarını sürdürür; Annesi ve erkek kardeşi Aleksandr ile birlikte yaşar.

Zoya’nın ideolojisi henüz küçük yaşlarda şekillendi ve 1930’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin gençlik gruplarına üye oldu.

Zoya, 1941 yılında henüz lise öğrencisiyken, bir partizan birliğine katılmak için gönüllü olur. Örgüt içinde kendisine ‘Tanya’ adı verilen Zoya, kısa bir eğitimin ardından Moskova’nın Volokolamsk’ında gönderilir ve orada yoldaşlarıyla birlikte bazı eylemlerde bulunur.

Daha sonra Stalin, Nazi ordusunun köy ve kasabalarını işgal etmesini engellemek için bir emir parçaları ve bir araya gelerek bu bölümlerden oluşur. Zoya eylemlerine ağırlık verir ve her türlü tehlikenin farkındadır, bu yüzden de hazırlıklıdır: “Düşsek bile kahramanlar gibi düşeceğiz” demiştir.

Bir görev sırasında, daha tehlikeli işlerin yapılacağı bölgelerin ayrıştırılması sağlanır. Ancak Zoya, “Zorluklar ve dertler eşit paylaşılmalıdır” diyerek bu ayrımcılığa karşı çıkar. Bu şekilde Zoya, 27 Kasım’da Almanlar tarafından işgal edilmiş bir köy olan Petrisçevo’ya gönderildi. Zoya orada tek başına kalır. O sırada bir kişi Zoya’yı görür ve onu ihbar eder.

Naziler, Zoya’yı ele veren kişiyi bir şişe votka ile ‘ödülleştirir’. Alman askerleri Zoya’yı esir alır. Alman Nazi Komutanın kendisi Zoya’yı sorgular.

Zoya’dan ne adını ne de bir sırrı alabilirler. sorunun adının değişmesi ‘Tanya’ verir.

Bu olaya tanıklık eden köylü, “Faşistler bile bu ülkeye dayanamadı” diyerek durumun ne kadar korkunç olduğunu anlatıyordu. Bu sırada, odanın içindeki diğer askerin patlama sesleri yükseliyordu. Ev sahibi olana göre Zoya iki yüz kez kırbaçlandı. Bu esnada o sessiz kaldı, sessiz kaldı ve yine sessiz kaldı. Sesi bir kez daha duyuldu; sesinin parçaları çıksa da şöyle diyordu: “Hayır, söylemeyeceğim!” Sorgu sırasında ne örgüt ne de arkadaşları hakkında hiçbir bilgi uygulanmayan Zoya, o gün dondurucu soğukta, yalın ayak, kar üzerinde yürütüldü. Elleri arkadan bağlı olarak başka bir eve götürülüyordu.

Faşistler, Zoya’nın ağzından tek bir kelime dahisinin alamayınca ölüm kararını verirler. Kararın ardından Zoya, idam cezası gerçekleşir ve doğru götürülür. Zoya, boynunda ip olduğu halde idam sehpasına doğru götürülürken köylülere dönerek seslenir ve şöyle der: “Yoldaşlar! Niçin böyle çoğalırsınız? Ben ölümden korkmuyorum! Halkımın gidişinden ölmekten onursal bir davranışta bulunuyor!” Zoya, Alman askerlerine dönerek şöyle der: “Siz şimdi beni asıyorsunuz ama bilin ki ben yalnız değilim. Biz iki yüz milyon inseniz. Hepimizi asamazsınız. Çok geçmeden teslim olun. Zafer bizimdir.”

Zoya’nın cansız derisi iki ay boyunca kalır. Zoya’nın iradesini teslim etmeyenler, kurbanlarına hizmet ettiler. Zoya’nın ruhsuz yanındanin önünden geçerek Nazi askeri birliklerinin dipçiğiyle vuruyor, tekmeliyor, her türlü saygısızlığın dağıtılmasına karşı yapıyorlardı. Daha sonra komutanların üstlerini örtmek için hemen su altında kalmasına karar verdi. Sovyet partizanlarının işgal edilen toprakları geri almasından kısa bir süre sonra, Zoya aynı köyde tutuldu. Nazilerle iş birliği yaparak Zoya’yı ele veren kişi de işgalin sona ermesinin ardından Sovyet mahkemesi tarafından yargılandı.

Adı ülkede yayılan Zoya; zulme ve işgale karşı mücadelenin bayrağı oldu. Hakkında birçok şarkı ve şiir yazıldı. Bu şiirlerden biri de Nazım Hikmet’in “Tanya” adlı şiiridir.