Kadının var olduğu bu coğrafyada, Mezopotamya’da neredeyse her gün kadın ölümleriyle karşılaşmak; toplumun hâlâ en gerici, en feodal geleneklerin kurbanı olduğunu göstermektedir. Gençliğini anlayamayan bir toplum, geleceğini demokratik ve özgür bir temelde inşa edemez. Son iki haftada yaşanan kadın ölümleri bunun en somut örneklerinden biridir.

Merve Erbek, Nurcan Akpirinç, Ela Tan ve Y.Ş… Bunlar yalnızca son günlerde yaşamını yitiren kadınlar ve kız çocukları. Henüz 15 yaşındaki bir genç kadın neden yaşamına son versin? Ya da bir insan başının arkasından kendini nasıl vurabilir? Olayların birçok yönü kamuoyunda ciddi şüpheler yaratmasına rağmen, devlet etkin ve şeffaf soruşturmalar yürütmekten, failleri açığa çıkarmaktan hâlâ uzaktır.

Genç kadınlar, hayatlarının en arayış içinde oldukları dönemlerde en küçük hataları bile affedilmeyerek şiddetin hedefi hâline getiriliyor. Oysa anne, baba ve ağabeyler biraz olsun kendilerini o genç kadınların yerine koyabilseler, çocuklarının psikolojisini anlamaya çalışsalar, birçok acının önüne geçilebilir. On beş yaş, sevgiyi, özlemi, kendini tanımayı ve karşı cinse ilgi duymayı öğrenme dönemidir. Bu duyguların yaşanması doğaldır. Gençler bu süreçte duygularını yönetmekte zorlanabilir. İşte tam da burada ailelerin görevi baskı kurmak değil, anlamak ve rehberlik etmektir.

Gençleri bastırmak, her şeyi yasaklamak çözüm değildir. Onlarla konuşmak, tartışmak, onları dinlemek ve duygularını sağlıklı biçimde yönetmelerine yardımcı olmak gerekir. Hata yaptıklarında ise onları “namus” adı altında yargılamak ya da cezalandırmak değil, desteklemek gerekir. Bunun yolu da erkek egemen zihniyetle yüzleşmekten ve ona karşı mücadele etmekten geçmektedir.

Son iki haftada Amed, Nusaybin, Derik ve Çınar’da yaşanan dört şüpheli ölüm beni derinden sarstı. Altı aylık hamile Nurcan Akpirinç, 13 yaşındaki Ela Tan, 15 yaşındaki Merve Erbek ve 16 yaşındaki Y.Ş… Hepsi kendi evlerinde katledildi üçü ateşli silahla öldürüldü.

Genç bir kadın olarak soruyorum: Kaç kez bize “ev en güvenli yerdir” denilecek? Gerçekte ise kadınlar ve kız çocukları için evler neden en tehlikeli mekânlara dönüşüyor?

Nurcan Akpirinç 23 yaşındaydı. İki çocuk annesiydi ve altı aylık hamileydi. Ölmeden önce kız kardeşine “Beni öldürecekler.” diye mesaj göndermişti. Uzun süredir sistematik şiddete maruz kaldığı ifade ediliyor. Ölümünün ardından fotoğraflarının köylülere “intihar etti” denilerek gösterildiği iddia edildi. Bir kadının acısı bu şekilde teşhir edilirken adalet nerede kalıyor?

Ela Tan yalnızca 13 yaşındaydı. Ateşli silahla yaşamını yitirdi. Korucu olduğu belirtilen babası gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Darp iddiaları, üvey annenin olay yerindeki kan izlerini temizlediğine ilişkin söylemler ve taziyesine baba tarafının katılmaması, olayın üzerindeki şüpheleri daha da artırıyor. Bir çocuğun kendi evinde bu şekilde ölmesi, aile içi şiddetin ve cezasızlık kültürünün en acı örneklerinden biridir.

Merve Erbek ise 15 yaşındaydı. Derik’teki evinde ateşli silahla ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yakın mesafeden vurulduğuna ilişkin bulgular ve mücadele izlerinin bulunmaması birçok soruyu beraberinde getiriyor. Y.Ş. ise henüz 16 yaşındaydı. Çınar’da evinde ateşli silahla ölü bulundu. Silahın kaynağı, olay sırasında evde kimlerin bulunduğu ve olayın nasıl gerçekleştiği gibi temel sorular hâlâ yanıt bekliyor.

Bu vakalar tesadüf değildir. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, toplumun en derin yaralarından biridir. Evinde bile güvende olamamak, yaşam hakkının en ağır ihlallerinden biridir.

Genç bir kadın olarak korkuyorum. Ama korktuğum için susmuyorum. Arkadaşlarımla, yaşıtlarımla konuşuyoruz: “Bir gün sıra bize de gelebilir mi?” diye soruyoruz. Hiçbir genç kadın böyle bir korkuyla yaşamak zorunda değildir.

Kadın özgürlüğü yalnızca bir slogan değildir; hayatımızın ta kendisidir. Ataerkil zihniyet şiddeti besliyor, cezasızlığı büyütüyor. Biz ise özgür yaşamak istiyoruz. Evlerimizde, bedenlerimiz üzerinde ve hayatımıza dair kararlarımızda özgür olmak istiyoruz.

Bu dört ismin arkasındaki gerçek açıktır: Kadınlar ve kız çocukları yeterince korunmuyor. Soruşturmalar şeffaf yürütülmüyor, deliller tartışmalı kalıyor ve birçok olayda failler cezasızlıkla karşılaşıyor.

Değişim için atılması gereken adımlar nettir:

Gerçek, bağımsız ve şeffaf soruşturmalar yürütülmeli; otopsi süreçleri kamuoyunun güvenini sağlayacak biçimde gerçekleştirilmelidir.

Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete karşı sıfır tolerans politikası uygulanmalı, koruma mekanizmaları etkin biçimde işletilmelidir.

Erkek egemen zihniyet sorgulanmalı; toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren eğitim ve farkındalık çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır.

Bu Bir Tesadüf Değil

2026 yılının ilk yarısında 150 kadın cinayeti ve 151 şüpheli kadın ölümü kayıtlara geçti. Şüpheli kadın ölümlerinin sayısı, kadın cinayetlerini aşmış durumda.

Kürdistan’da ise tablo daha da ağırdır. Evlerde bulunan silahlar, koruculuk sistemi, “namus” ve “aile” kavramlarının arkasına gizlenen şiddet bir araya geldiğinde, kadınlar ve kız çocukları kendi evlerinde bile güvende olamamaktadır.

Genç bir kadın olarak öfkeliyim. Çünkü bu kadınlardan biri ben de olabilirdim. Kız kardeşim, kuzenim ya da arkadaşım da olabilirdi. Bizim yaşamımız “şüpheli ölüm” dosyaları arasında kaybolmamalıdır.

Nurcan, Ela, Merve ve Y.Ş… için genç kadınlar, bu karanlığı delip ve gerçeği ortaya çıkarmak için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. buna karşı toplumsal genç kadın çalışmalarını güçlendirmemiz gerekiyor. her yerde komün yaşamı kurmak bu tür katliamalara karşı en büyük savunma yöntemidir. Genç kadınlar birleşerek bu sisteme karşı durabiliriz, bu gücümüz ve duruşumuz var , demokratik bir Kürdistan’da ve demokratik bir Türkiye’de özgür, eşit ve güven içinde yaşamak her genç kadının en temel hakkıdır.

Sevil Çelik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir